Adalet nedir?
Adalet nedir?

Adalet nedir?

Adalet nedir?

       Adalet nedir sorusunun cevabı ile ilgili olarak konusunda ilk çağda şöyle denmiş, orta çağda böyle olmuş muhabbetine hiç girmeyeceğim. Çünkü o çağda yaşayanların hiçbirisi şuan yok ve her nedense diğer konularda olduğu gibi adalet konusunda da konuşanların tamamı yabancı. Bakıyorsunuz koca koca profesörler sanki kendileri düşünemiyorlar gibi şundan bundan örnek veriyorlar.  Her neyse konuyu fazla dağıtmadan adalet kavramına giriş yapalım. Hukukla iç içe geçmiş bir kavram olan adalet, hukuka göre daha ideolojik bir kavram olarak nitelendirilebilir.

Adaletin yazılı kuralları var mıdır?

       Hukuk yazılı kurallar bütününden oluşan dinamik bir bilim dalı iken adalet daha statiktir. Bir insan mutlak anlamda adaletli olamaz, çünkü o zaman adalet kavramı da anlamını yitirir. Çünkü adalet olanı değil olması gerekeni ifade eder. Bu bağlamda insan kendisini her zaman daha iyi daha adaletli olmak için  zorlar. Oysa bir insan ben zaten adaletli bir insanım derse o zaman değişime kapanır ve kendisini geliştirmez. Bu gün toplumsal bazda düşünürsek özellikle suçların temelinde yatan nedende budur. Herkes kendisini doğru ve haklı görür. Yaptığı şeyleri yargılamaz. Meşhur bir söz vardır: hapiste kimse suçlu değildir. Oysa durum bunun tam tersidir. Suç işleyen insanlar bile kendilerine göre haklı olduklarını düşünürler. Kendilerini haklı görmeyenlerde ”ben yaptım oldu”, ”bir kereden bir şey olmaz” mantığıyla hareket ederler. Yine ortada içselleştirilemeyen bir adalet sorunu vardır.

Peki gerçekte adalet nedir?

       Güçlü olanın hegemonyasında kendisini meşrulaştırmak için kullandığı bir argüman mıdır? Yoksa mazlum olanın… Cümleye devam etmeye gerek yok, çünkü dünya perspektifinden düşünüldüğünde adaletin mazlumlarla pek işi olmaz. Bu gün Amerika’nın, İsrail’in ve diğer emperyal güçlerin Müslüman toplumlara yaptığı zulümlere bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılıyordur her halde. Bir birinin adımlarını takip eden kurtlar gibi her attığı adımı pydnin doldurduğu ışid diye kukla bir terör örgütü kurmuşlar, Türkiyeyi işgal için her türlü hazırlığı yapmışlar  adına da terörle mücadele diyorlar. İşte değerli okuyucular adalet tamda bu gibi insanların gözüne gözüne sokar derecesinde Türk Ordusunun Suriye de, Irak’ta, Afrin’de, Münbiç’te, Kandil’de yaptığı onurlu mücadeledir.

Adalet güçlü olanın yanında mıdır?

       Aslında yukarıda yarım bıraktığımız cümlenin devamını şöyle tamamlasak daha doğru olur: ”Yoksa mazlum olanın… Cümleye devam etmeye gerek yok, çünkü dünya perspektifinden düşünüldüğünde adaletin mazlumlarla pek işi olmaz ama ülkemiz perspektifinde düşünüldüğünde çok işi olur…” Çünkü ülkemiz tarih boyunca her zaman mazlumun yanında olmuştur. Gittiği her yere adaleti de götürmüştür. Eğer bu gün adalet, içinde bulunduğumuz coğrafyada mazlumları korumamız ve kollamamız ise, adaletli olmakta insanlara karşı davranışlarımıza şekil verirken takip ettiğimiz yegane pusulamız olan Osmanlı’dan bize kalan düsturlar ve devlet politikalarıdır. Sonuçta 700 küsür yıl hüküm sürmelerinin sırrı egemenlikleri altındaki azınlıklara adil davranmalarıdır. Bununla birlikte tıpkı şuandaki gibi ekonomik olarak gelişmeleri aynı zamanda kendi silahlarını kendileri üretmeleridir. Adalet kavramına kısa bir giriş yaptıktan sonra gelişme bölümüne geçebiliriz.

Adil olma ile adaletli olma arasındaki farka gelince;

       Adalet kavramını adil olma, adil davranma kavramıyla karıştırmamak gerekir. Çünkü adil olmak insanlara mahsus iken, adaletli olmak pekala insandan başka durumlar içinde kullanılabilir. Yani demek istediğim bunlar eş anlamlı kelimeler değil. Kız olursa adalet, erkek olursa adil şeklinde algılamayalım lütfen. Aslında ikisi de benzer kavramlar ama adalet biraz daha genel ve soyut. Bu yüzden her nedense daha geniş bir kavrammış gibi geliyor bana.

Peki adalet nasıl sağlanabilir?

       Bu soruyu da adalet hukuk ilişkisinden yola çıkarak cevaplayabiliriz. Adaleti sağlamak için toplumun en fazla ve en ağır bir şekilde adaletsizliğe uğrayabileceği alan olan suçlara muhatap olma aşamasında sanıkların cezalandırılabilmesi için getirilmiş müeyyideler olan ceza kanunlarını ele alalım. Çünkü mesela elbetteki onaylamıyorum da bir insanın alacağını tahsil edememesiyle, dalağının, böbreğinin çalınması bir olamaz.  Bu yüzden dostlar, ağırlaştıralım, çok ama çok ağırlaştıralım cezaları. Ben neden Osmanlı’yı anlattım adalet kavramına giriş yaparken? Bir sorun bakalım. Hadi hadi sorun. Çünkü dostlar Osmanlı’daki cezalar o kadar ağırmış ki kimse korkudan  suç işleyemiyormuş. Peki hiç mi suç işlenmiyormuş? Elbetteki işleniyormuş ama bu kadar değil. Cezaların ağırlaştırılması Avrupa’ya ters diyebilirsiniz. E peki madem cezaların ağırlaştırılması Avrupa’ya ters peki Avrupa’ya ne düz ki? Hem Avrupa’ya her halde ters olur. Onların bizim gibi yedi düvel düşmanları yok ki. Tek dertleri Hans köpeğimiz fifiyi yürüyüşe çıkar. Hans fifiyi çişe götür.

Avrupa adil değil, nankör…

       Adamlar kendi aralarında adiller, diğer insanlara karşı adaletsizler ve zalimler. Afrin’den önce yapılan terör saldırılarında kaybettiğimiz şehitlerimizle ilgili hangi ülkeden kınama geldi? Veya hangi ülke başsağlığı diledi? Dahada ileri gideyim bu gün pydde kaç Avrupa ülkesi vatandaşı var? E bu adamlar elbetteki teröristleri teslim etmezler. Zaten kendileri terörün ve teröristin destekçisi. Bunlardan adalet beklemek devenin hendeğe tüp geçit yapmasını beklemek gibi bir şey. Sonuç olarak adaleti olması gerekenden çıkarıp olan yapmak bizim elimizde. Biz biz olalım önce ceza kanunlarına idamı getirerek ve diğer cezaları ağırlaştırarak kendi ülkemizde adaleti tam manasıyla tesis edelim, varsın Avrupalı hanslar bizi eleştirsinler. Ayrıca konu başlığında bulunan resimdeki kadınla konumuzun hiçbir alakası yok tamamen şekil olsun diye koydum.

Konu ile ilgili benzer konuları okumak için aşağıdaki makalelere göz atabilirsiniz.

Adalet Felsefesi

Adaletli Olmak nedir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.