Ana Sayfa » Makale » Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu
Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu
Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu

Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu

Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu cezası ve davası

Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu cezası ve davası;

Güveni kötüye kullanma suçu nedir?

Madde 155- (1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)

Güveni kötüye kullanma suçuna verilebilecek örnekler nelerdir?

Örneğin arkadaşından ödünç aldığı arabayı başkasına satan kişi bu suçun faili olur. Aynı şekilde devir olgusunu inkar eden kişide bu suçun faili olur. Örnek olayımızda arabanın ödünç alındığının inkar edilmesi bu suça vücut verir. Burada dikkat edilmesi gereken husus bu suçu zilyet işleyebilir. Olayımızda arabayı ödünç verdiğimiz kişi bu suçu işleyebilir. Arabanın zilyetliği bizim rızamız dışında başkasına geçmişse burada güveni kötüye kullanma suçu değil, hırsızlık suçunun koşullarına bakmak gerekir. Zaten güveni kötüye kullanma suçunu hırsızlıktan ayıran temel özellik zilyetliğin kişinin iradesiyle başkasına geçmesidir. Bu suçun temel halinin takibi şikayete bağlıdır. Şikayet hakkı fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içerisinde kullanılmalıdır. Bu suçun basit hali uzlaşma hükümlerine tabidir. Yani soruşturma veya kovuşturma aşamasında önce uzlaşma hükümleri uygulanır. Bu yol denenmeden yargılamaya devam edilmez. Suçun basit halinin işlenmesi halinde faile 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilebilir.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Örneğin emanetçinin bu suçu işlemesi nitelikli haldir ve takibi şikayete bağlı olmayıp re’sen soruşturulur ve kovuşturulur. Nitelikli hallerde dava zaman aşımı 15 yıldır. Bu suç kasıtla işlenebilen bir suçtur. Başka bir değişle bu suç taksirle işlenemez.  Suçun nitelikli halinin işlenmesi halinde faile 1 yıldan yedi yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.

Güveni kötüye kullanma emniyeti suistimal suçu ile ilgili yargıtay kararı

Ceza Genel Kurulu 2016/424 E. , 2019/310 K.

“İçtihat Metni”

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 69-49

Sanık …’in banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK’nın 245/2, 62/1, 52/2, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezası; resmi belgede sahtecilik suçundan aynı Kanun’un 204/1, 62/1, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.02.2012 tarihli ve 69-49 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.04.2014 tarih ve 12559-10826 sayı ile;

“Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:

1- Sanığın, katılana ait kimlik bilgilerini kullanarak oluşturduğu sahte nüfus cüzdanı ile Türk Ekonomi Bankasına müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalayarak sahte kredi kartı çıkartmak ve bu kredi kartlarıyla değişik zamanlarda harcama yapmaktan ibaret eylemlerinin TCK’nın 245/2, 43 ve 245/3, 43. maddelerine uyan suçları oluşturduğu gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması,

2- Sanığın tekerrüre esas alınan geçmiş hükümlülüğüne konu cezasının kesin olması nedeniyle CMUK.nun 305. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi,

3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, altsoyu dışında kalanlarla ilgili hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hiçbir ayrım yapılmaksızın infaz sonuna kadar hak yoksunluğuna hükmolunması,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın 18.06.2007 tarihinde kredi kartı almak amacıyla katılan bankaya müracaat ettiği sırada katılan … adına düzenlenmiş olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ve ele geçirilemeyen “…” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanarak bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kartı istek formunu imzaladığı,

Bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kart istek formu asıllarının adli emanetin 2010/356 sırasında kayıtlı bulunduğu,
Suça konu “…” seri numaralı nüfus cüzdanı fotokopisinin banka yetkilisi tarafından “aslı gibidir” kaşesi vurularak onaylandığı,

Kartın teslimi sırasında düzenlenen ve aslı dosya içinde bulunan “Teslimat Detayı” başlıklı belgeye göre; katılan banka tarafından üretilen kredi kartının 13.07.2007 tarihinde imza karşılığında katılan … adına düzenlenmiş olup ele geçirilemeyen “…” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanan sanığa teslim edildiği,

Sanığın söz konusu kredi kartı ile 25.07.2007 ve 18.08.2007 tarihlerinde alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı,

06.12.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; 13.07.2007 tarihli “Teslimat Detayı” aslında bulunan teslim alan imzası ile 18.06.2007 tarihli kredi kartı başvuru formu fotokopisindeki yazı ve imzaların sanığın eli mahsulü olduklarının belirtildiği,

Anlaşılmaktadır.

Sanık savcılıkta; suçlamayı kabul etmediğini, kredi kartı talep formu ekinde yer alan nüfus cüzdanındaki fotoğrafın kendisine ait olduğunu, daha önce çaldırdığı çantası içinde bulunan fotoğrafların kullanılarak bu eylemin yapılmış olduğunu, mahkemede ise;

Suç tarihlerinde çalıştığı iş yerinin önünde tezgâhçılık yapan Zafer isimli, adresini, telefon numarasını, soyadını ve nereli olduğunu bilmediği şahsın kendisine kefil olmasını istemesi nedeniyle getirdiği belgeyi imzaladığını daha sonra bu şahsın başka birinin ismini kullanarak sahte kredi kartı alıp bankadan para çektiğini, bankaya müracaat sırasında düzenlenen formlardaki imzanın kendisine ait olduğunu savunmuştur.

Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.

Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir.

Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.

Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir.

Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.

Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama hâlinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır.

Fotokopi, bir makine yardımı ile orijinal bir belgenin bire bir taklidînin oluşturulmasıdır. Fotokopi belgenin, orijinal bir belge gibi kanıtlama gücünün olmadığı kabul edilmektedir.

Fotokopi üzerinde sahtecilik fiilinin işlenmesi hem kolaydır hem de baskı izi, el hareketleri, yazım şekli, el kaldırma hareketleri vb. yönlerden inceleme yapılmasına imkân veren tanı unsurlarının tespiti çoğu kez mümkün değildir.

Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de,

İnsan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada;

“Suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir.

Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir.

Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir.

Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;

Belgede sahtecilik suçlarında aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği,

Muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği, bu konuda takdir yetkisinin hâkime ait olduğu,

Fotokopi üzerinde mürekkep, el, baskı gibi izleri görebilmenin çoğu zaman mümkün olmadığı ve inceleme konusu belgenin ibraz edilen nüfus cüzdanına göre banka yetkilisi tarafından onaylanan fotokopi olduğu göz önüne alındığında aslı ele geçirilemeyen suça konu nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespiti mümkün olmadığından sanığa atılı resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla sabit olmadığı kabul edilmelidir.

Ön soruna ilişkin ulaşılan sonuç karşısında sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK’nın 212. maddesi delaletiyle TCK’nın 204/1. maddesindeki resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında mı yoksa TCK’nın 245/2. maddesindeki suç kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.

Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Dolandırıcılık suçu cezası ve dolandırıcılık davası

Content Protection by DMCA.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

// //