Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması rehberi
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması rehberi

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması rehberi

GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI REHBERİ

(Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması rehberi adlı makalenin tüm hakları saklıdır.)

MUSTAFA POLAT

KASTAMONU İDARE MAHKEMESİ HAKİMİ

ÖZET

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması; çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen veya istihdam edilecek olan personeller hakkında bilgi toplanılması işlemidir. Yapılan bu işlemde Kamu kurum ve kuruluşları, belli bir merkezde toplanan verileri değerlendirerek hakkında soruşturma yapılan personelin istihdam edilip edilmeyeceği, halihazırda memursa görevine son verilip verilmeyeceği, görevinden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmayacağı, disiplin soruşturması açılıp açılmayacağı veya görev yerinin değiştirilip değiştirilmeyeceği gibi konularda karar vermektedir. Bu uygulama Ülkemizde neredeyse, memur adayı olan veya Kamu kurumunda çalışan her personel hakkında yapılabilmektedir.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması özellikle 15 Temmuz sürecinde gerçekleştirilen menfur darbe girişimi sonrasında Ülkemizin kozmopolit yapısı ve jeopolitik konumu da dikkate alındığında, her memur adayı veya kamu personeli hakkında yapılması gereken önemli bir prosedür halini almıştır. Ancak bu prosedür gerçekleştirilirken hukuk kurallarına riayet etmek gerekir. Bu noktada özellikle güvenlik soruşturmasını yapan kurumlara idare ve ceza hukukunun temel ilkeleriyle birlikte Anayasal ilkeler konusunda eğitim verilmeli ve bu eğitimlerden sonra bu kurumlara temel hak ve hürriyetlerin yorumlanması konusunda geniş takdir hakkı tanınmalıdır. Ayrıca soruşturma sonrası, nihai karar verici pozisyonunda olan komisyonlara, işin mutfağında bulunan Avukatlarda mutlaka dahil edilmelidir. Halihazırda Avukat bulunan komisyonlarda ise Avukatlara daha çok söz hakkı tanınmalıdır. Bu makalemiz; idarelere, memurlara ve memur adaylarına rehber olması amacıyla kaleme alınmıştır.

ANAHTAR KELİMELER: Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, güvenlik soruşturması, arşiv araştırması, askerin güvenlik soruşturması, polisin güvenlik soruşturması, memurun güvenlik soruşturması, disiplin soruşturması

ABSTRACT

Security investigation and archival research are the processes of gathering information about the personnel who are employed or will be employed in various public institutions and organizations. Public institutions and organizations evaluate the data collected in a certain center and decide whether the employee who has been investigated will be employed or not, whether he or she will be dismissed or not if that person is employed in the current situation, whether he or she will be suspended, whether a disciplinary proceeding will be conducted or not, and whether his or her place of duty will be changed or not. These proceedings can be conducted for almost every person who is currently employed in a public institution or is an employee candidate in our country.

Security investigation and archival research have become a vital procedure which must be performed for every public personnel candidate or the public personnel, especially after the nefarious coup attempt on the July 15, considering the cosmopolitan structure and geopolitical position of our country. However, the provisions of law must be obeyed during the implementation of this procedure. At this point, the personnel of these institutions which carry out the security investigation must be trained on the basic principles of the penal and administrative law; and, these institutions should be given an extensive discretionary power about the interpretation of fundamental rights and liberties.  In addition, lawyers who are expert on this field should be included in final decision-making commissions after the investigation is completed. The lawyers of commissions which already include lawyers should be recognized more.  This article was written in order to guide administrations, public personnel and public personnel candidates.

KEYWORDS: Security investigation and archival research, security investigation, archival research, military security investigation, security investigation of police officers, security investigation of civil servants, disciplinary proceeding

YASAL UYARI: Bu makalenin bütünü veya herhangi bir parçası kaynak url (https://www.hukuk.net/makale/guvenlik-sorusturmasi-ve-arsiv-arastirmasi-rehberi.html) gösterilmeden kopyalanamaz, dağıtılamaz, paylaşılamaz veya hiçbir şekilde iltibas edilemez. Aksi takdirde sorumlular hakkında cezai ve hukuki işlem başlatılacaktır. Bu makalenin resmi makale yazım kurallarına uygun pdf şeklinde yazılmış ve indirilebilir olan halini makalenin altından bulabilirsiniz.

Makale ile ilgili soru, görüş, düşünce ve önerilerinizi üye olmadan yazının altındaki yorum forumunu doldurarak gönderebilirsiniz. Makale soru, görüş, düşünce, öneri ve eleştirileriniz doğrultusunda sürekli güncellenmektedir. Zaten sitemizde yayımlanmasının yegane amacıda makalenin geliştirilmesi ve güncellenmesidir. Unutulmamalıdır ki bilgi paylaşıldıkça çoğalır.

GİRİŞ 

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kısaca; çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilecek personel adayları veya halihazırda memur olarak görev yapan personeller hakkında bilgi toplanılması işlemidir. Yapılan bu işlemde Kamu kurum ve kuruluşları, belli bir merkezde toplanan verileri değerlendirerek hakkında soruşturma yapılan kişinin kamuda istihdam edilip edilmeyeceği, halihazırda memursa görevine son verilip verilmeyeceği, görevinden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmayacağı, görev yerinin değiştirilip değiştirilmeyeceği veya disiplin soruşturması açılıp açılmayacağı gibi konularda karar vermektedir. Bu uygulama Ülkemizde neredeyse her Kamu kurum ve kuruluşunda yapılmaktadır. Güvenlik soruşturması üç aşamalı olarak; kişinin kamu görevine girmesinden önce, kamu görevine geçişi esnasında (temel, hazırlık, adaylık aşamasında) ya da kamu görevini yürüttüğü esnada yapılabilmektedir. Yapılan bu güvenlik soruşturmaları sonucunda tesis edilen işlemlere karşı Devletin birçok eylem ve işleminde olduğu gibi idare mahkemelerinde dava açılabilmektedir.

Güvenlik soruşturmaları niteliği gereği gizli yürütülen işlemlerdendir. O yüzden hakkında soruşturma yapılan kişi, bu aşamada güvenlik soruşturmasındaki bilgi ve belgelere ulaşamaz. Bu bilgilere ancak dava açmışsa ulaşabilir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vermiş olduğu kararlarda güvenlik soruşturmasıyla ilgili bilgi ve belgelerin soruşturma yapılan kişiye verilme zorunluluğu bulunmadığına hükmetmiştir.[1]

Uygulamada belgeler üzerinden soruşturma yapıldığı için güvenlik soruşturmalarında vatandaşa savunma hakkı tanınmamaktadır. Ancak güvenlik soruşturması tamamlanan kişi hakkında, olumsuz işlem (güvenlik soruşturması sonucu kişinin kamu görevine alınmaması, zaten memursa sözleşmesinin feshedilmesi ya da ihraç edilmesi işlemi) tesis edilirse bu karara etkisizde olsa itiraz edilebilir veya daha etkili bir yöntem olarak doğrudan dava açılabilir. İşte bu dava aşamasında kişi savunma hakkına sahip olabilmektedir. Güvenlik soruşturması ilerisinde ayrıntısına değineceğimiz üzere birkaç aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamaları ‘’Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması’’ ana başlık olmak üzere, ‘’Kişiye Ait Adli Sicil Kaydı ve Sabıka Kaydının İncelenmesi’’, ‘’Mahalli Araştırma’’, ‘’Sosyal Medya ve İnternet Üzerinden Yapılan Araştırmalar’’, ‘’İstihbarat Raporlarının Değerlendirilmesi’’, ‘’Kişinin İçinde Bulunduğu Ortamın Değerlendirilmesi’’, ‘’Güvenlik Soruşturmasında Nihai Karar Aşaması’’ vb. gibi alt başlıklar halinde sıralayabiliriz. Hemen belirtmeliyiz ki güvenlik soruşturması sadece bu başlıklardan ibaret değildir. Daha başka yöntem ve usulleri de mevcuttur. Ancak konunun daha iyi kavranabilmesi açısından biz bu şekilde bir sınıflandırma yaptık. Ayrıca makalemizde bu başlıklar dışında da güvenlik soruşturmasıyla ilgili birçok konuyu ele aldık. Şimdi sırasıyla yukarıdaki başlıklara değinecek olursak;

1. GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının tanımı, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin 4/f-g maddesinde düzenlenmiştir:

‘’Arşiv araştırması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını, 

Güvenlik soruşturması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesini,’’ şeklinde tanımlanmıştır.

Güvenlik soruşturmasında arşiv araştırmasına ayrı bir parantez açmak gerekir. Arşiv araştırması, hakkında soruşturma yapılan kişinin adli sicil ve sabıka kayıtlarının incelemesini ihtiva etmekle birlikte aynı zamanda kişinin istihbarat birimlerindeki kayıtlarının gözden geçirilmesini de kapsar. Bu kayıtlar, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra zorunlu olarak her Devlet tarafından oluşturulmaya başlanmış ve meşruluk kazanmıştır.

1.1 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasını Yapacak Makamlar

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği 7. maddesinde sayılmıştır. Bu makamlar;

‘’Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekât ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı´ndaki bilgi kayıtları ile Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü´ndeki adli sicil kaydı, talepleri üzerine, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak makamlar ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimlerine verilir.’’ şeklindedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi başına güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapma yetkisi kaldırılmıştır. Aynı yönetmeliğin 9. maddesine göre:

‘’Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ilişkin talepler Millî Savunma Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığına iletilir. Bunlar hakkındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı ve/veya Emniyet Genel Müdürlüğüne yaptırılır.’’ şeklindedir.

Bu hükme göre Türk Silahlı Kuvvetleri kendi soruşturmasını, kendisi yapamamaktadır. Kendi personeli hakkındaki bu araştırmayı Emniyet ve MİT’e yaptırmaktadır. Ancak kendi personeli hakkında nihai karar verme yetkisi hala TSK’dadır.

Bu bilgiler ışığında güvenlik soruşturmasını kısaca; kişi hakkında arşiv kayıtları da dahil olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından toplanan verilerin değerlendirilip rapor haline getirilmesi şeklinde tanımlayabiliriz. Bu soruşturmada oluşturulan rapor, idarelerin kendi bünyelerinde kurdukları komisyonlara gönderilip idari yargı yolu açık olmak üzere kişinin kamu görevine alınıp alınmayacağına karar verilmek üzere kullanılır. Zaten kamu görevlisiyse görevden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmayacağı, yer değiştirip değiştirmeyeceği, soruşturma açılıp açılmayacağı veya ihraç edilip edilmeyeceği bu güvenlik soruşturmasına bağlıdır. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleriyle (667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 678, 679, 680, 681, 682, 683, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692 ve diğerleri) yapılan ihraç işlemleri de halihazırdaki memurlar hakkında yapılan güvenlik soruşturmaları neticesinde gerçekleştirilen işlemlerdendir. Bu KHK’larla ihraç edilenler Olağanüstü Hal Komisyonuna başvurabilmektedirler. Komisyon kararlarına karşı ise yine Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabilmektedir.

1.2 Kişiye Ait Adli Sicil Kaydı ve Sabıka Kaydının İncelenmesi:

Adli Sicil Kaydı; Adli Sicil Kanunu’nun 1. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre:

‘’Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.’’ denilmektedir.

Sabıka kaydı, adli sicil bürosunda her hükümlü için ayrı ayrı muhafaza edilen ve kişinin Türk Ceza Kanunundaki maddelerden birini ihlal edip etmediği, bu iddia ile açılmış olan davalarda ceza almışsa, kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilip verilmediği, bu cezanın ertelenip ertelenmediği, adli para cezası verilip verilmediği, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmadığı vb. gibi hususları kapsamaktadır. Bu bilgilere ancak zorunlu olan durumlarda başvurulabilir. Hangi tür cezaların Adli Sicil Kaydında bulunması gerektiğine yine aynı Kanunun 4. maddesinde yer verilmiştir.

Bu maddeye göre mahkeme önünde alınmış beraat kararları dışında neredeyse her karar Adli Sicile işlenmektedir. Ancak bu kayıtlar bazı yasal istisnalar dışında kişi hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılmasına sebebiyet vermez. Örneğin HAGB, adli para cezası gibi hükümler olumsuz işlem tesisi için yeterli olmayabilir. Ancak bazı kayıtlar olumsuz işlem tesisi için yeterlidir. Mesela daha sonra ayrıntısına değineceğimiz üzere Devlet Memurları Kanunun 48. maddesinde yer alan ‘’kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis’’ cezası alınması Devlet memurluğuna engeldir. Bu cezanın daha sonradan alınması halinde memur görevinden ihraç edilir. İşte devlet memuru olmak isteyen bir kişi hakkındaki bu araştırma sabıka kaydı sorgusuyla ortaya çıkmaktadır. Kişinin bir yıldan fazla hapis cezası almış olması durumunda bu bilgi kamu görevine girmek isteyen kişi açısından kesin sonuç doğurur ve o kişi kamu görevine alınmaz.

Burada dikkat edilmesi gereken husus gerek adli sicil sabıka kayıtlarının gerek kişinin istihbarat birimlerindeki kayıtlarının ve gerekse Devletin hayati öneme sahip kozmik bilgilerinin kapalı devre sisteme sahip veri merkezlerinde tutulması gerektiğidir. Çünkü neredeyse internet erişim izni olan her sisteme çeşitli illegal yöntemlerle erişmek mümkündür. Bu yöntemlerden bazıları; Brute Force, Phising, SQL Injection, CSRF, XSRF, XSS, RFI, LFI şeklinde çok teknik yöntemler olabildiği gibi virüs, worm, trojan, rootkit, ransomware, keylogger şeklinde daha basit yöntemler kullanılmak suretiyle yapılabilir.[2] 

1.3 Mahalli Araştırma

Mahalli araştırma yukarıda saydığımız kurumların (mahalli mülki idare amirlikleri, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Millî İstihbarat Teşkilâtının) kişi hakkında mahallinde yaptırdığı araştırmalardır. Bu araştırmalar muhtar, komşu ve hatta bakkala sorulmak suretiyle dahi yapılabilir. Bu araştırmalar sadece kişinin fiziksel olarak yaşadığı ortamla sınırlı kalmamalıdır. Örneğin esnafsa Esnaf ve Sanatkârlar Odasına, tabipse Tabipler Birliğine sorulmak suretiyle yapılabilir. Eğer özel veya başka bir kurumda çalışıyorsa çalıştığı kurumdan da bilgi alınabilir. Bu soruşturmanın kapsamı tamamen girilecek kamu görevinin niteliğine göre değişiklik arz eder.

İstihbarat birimlerince yapılan mahalli araştırmada, kamuda istihdam edilmek isteyen bir kişinin ‘’uyuşturucuya düşkün olduğu’’ bilgisine ulaşılması o kişi hakkında doğrudan olumsuz işlem tesis edilmesi için yeterli olmaz. Bu bilginin somut delillerle desteklenmesi gerekir. İdarelerce toplanacak verilerde örneğin kişi hakkında uyuşturucunun etkisiyle araç kullanmaktan birden fazla kez ehliyetine el konulmuş olduğu bilgisine ulaşılıyorsa o kişi hakkında olumsuz işlem tesis edilebilir. Çünkü bu durum belgeyle ispatlanabilir. Böyle bir durumda kişi hakkında mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş ceza kararı bulunmasına da gerek yoktur. Mesela devam eden soruşturma veya kovuşturmada kişinin bu yönde bir ikrarı olmuşsa güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Ancak kişinin böyle bir ikrarı yoksa ve işlem gerekçesinde sadece uyuşturucu kullanımından devam eden soruşturma veya kovuşturma bulunduğuna atıf yapılmış ise bu kişi hakkında olumsuz işlem tesis edilmez. Çünkü ortada henüz mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza yoktur. Eğer yapılan araştırmalar sonucu somut delile ulaşılamıyorsa, mahalli araştırmada kişinin uyuşturucuya düşkün olduğu bilgisine ulaşılması çok bir anlam ifade etmez. Yine bir başka örnek; mahalli araştırma sonucu kişinin terör örgütlerini öven söylemlerde bulunduğu bilgisine ulaşılmış olsun. Bu bilgi üzerine yapılacak araştırmada bakılacak husus, kişinin bu tarz bir propaganda yaptığına yönelik adli sicil veya arşiv kaydının bulunup bulunmadığıdır. Eğer kişi hakkında böyle bir kayıt, mahkemece verilmiş bir ceza veya başkaca bir delil yoksa olumsuz işlem tesis edilmemelidir. Çünkü böyle bir bilgi irtibat veya iltisak için yeterli değildir.

Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılabilmesi için kişi hakkında illa soruşturma veya kovuşturma bulunmasına da gerek yoktur. Kişi belli periyotlarla internet üzerinden gayri ahlaki yayınlar yapıyorsa ve bu durum tespit edilebilmiş ise kamu görevine alınmayabilir.

Ayrıca bir kamu kurumundan başka bir kamu kurumuna geçişte normal şartlarda bu araştırma yapılmaz. Ancak kişi emekli olmuşken veya ihraç edilmişken göreve dönmesi halinde tekrar güvenlik soruşturması yapılabilir. Bununla birlikte bir kamu kurumundan ülke güvenliğini ilgilendiren başka bir stratejik kamu kurumuna, örneğin mahalle bekçiliğinden Milli İstihbarat Teşkilatına, geçişte de tekrar güvenlik soruşturması yapılabilir.

1.4 Sosyal Medya ve İnternet Üzerinden Yapılan Araştırmalar

Sosyal medya ve internet üzerinden yapılan araştırmaları ayrı bir başlık olarak değil de özellikle stratejik ve kamu güvenliğini ilgilendiren kurumlara eleman alımlarında, bu kurumlarca harekete geçirilen Emniyet ve MİT tarafından yapılan araştırmaların bir parçası olarak düşünmek mümkündür. Emniyet ve MİT kendi personeli hakkında da böyle bir araştırma yapabilir.

Sosyal medya alanında birçok platform bulunmakla birlikte Türkiye’de en çok kullanılanları Facebook, Twitter ve İnstagram’dır. Bu araştırmalar sadece sosyal medyayla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda internet sitelerinde bulunan verilerin değerlendirmeye tabi tutulması suretiyle de yapılmalıdır. Bu bağlamda verilerin veya sosyal medya paylaşımlarının silinmesinin de bir önemi yoktur. Çünkü bu verilere, uzun zaman önce silinseler dahi, sonradan erişilebilmektedir.[3] Örneğin silinen internet verilerine herkese açık olan https://web.archive.org/ sitesinden ulaşılabilmektedir. ‘’Archive.org’’ adlı internet sitesinde tutulan 20-30 yıllık veriler, internette yayımlanan bilgilerin herkese açık olmayan belli bir merkezde depolanabileceğinin de kanıtıdır. Yine aynı şekilde silinen sosyal medya mesajlarını gösteren çeşitli aplikasyonlarda mevcuttur. Yani sonuç olarak kamu görevine girmek isteyen bir kişi veya halihazırdaki bir memur, internet veya sosyal medya üzerinden sadece adaylık sürecinde değil, tüm hayatı boyunca yasalara göre disiplin suçu ya da ceza hukuku anlamında suç teşkil edebilecek hiçbir paylaşımda bulunmamalıdır.

Ayrıca bu araştırmalar; kişisel paylaşımlar ve internet verilerinden başka sosyal medya gurupları üzerinden de yapılmalıdır. Bu bağlamda yasa dışı terör örgütlerine ait Facebook, İnstagram, Twitter guruplarına ya da Whatsapp guruplarına üye olan, gurupların bu özelliğini bile bile üye olmaya devam eden ve paylaşımda bulunan birisi bu nedenle kamu görevine alınmayabilir. Burada soruşturmayı yapan makamlarca dikkat edilmesi gereken husus kamu görevine alınacak kişinin veya halihazırdaki memurun bu guruplara kendi isteğiyle üyelik kaydı yapmış olup olmadığının tespitidir. Çünkü sosyal medyadaki Facebook, Whatsapp, İnstagram, Twitter vb. gibi platformlarda istem dışı üyelik kaydı yapılabilmektedir.[4] Kötü niyetli birisi sizi hiç istemediğiniz bir guruba haberiniz olmadan ekleyebilir. Böyle durumlar somut olayın özelliklerine göre mahkemelerce tespit edilebilmektedir. Ancak bunun tespiti oldukça zordur ve uzmanlık gerektirmektedir. Ayrıca kişi, istem dışı gurup üyeliğine alınmış olması nedeniyle güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılsa bile bu nedenle sosyal medya şirketleri aleyhine tazminat davası açamayabilir. Çünkü uygulamada bu platformlara üye olunurken bu konuda ağır hükümler içeren sözleşmeler imzalatılmaktadır. Ancak idare mahkemelerinde açılacak bir davayla olumsuz işlemin iptali sağlanabilir. Yasadışı guruplara üye olunup olunmadığının tespiti dışında memur adayınca veya memurca sosyal medya ortamlarında yapılan paylaşımlar eğer suç teşkil etmiyorsa veya disiplin suçu oluşturmuyorsa ancak şüpheli bir durum ihtiva ediyorsa rapor haline getirilerek son karar merci olan kurumlara gönderilmelidir. Yapılan paylaşımlarda suç unsuru taşıyan bir paylaşım yoksa kişi hakkında olumsuz sonuç doğmaz. Ancak kişi hakkında birden çok olumsuz etken varken bu şekilde paylaşımlarda bulunuluyorsa, bu paylaşımlar iltisak kapsamında değerlendirilerek diğer delillerle birlikte olumsuz işlem tesisine yol açabilir. Güvenlik soruşturması eğer görevi başındaki bir memur hakkında yapılıyor ve memurun yaptığı paylaşımlar suç teşkil ediyorsa ayrıca Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulur. Soruşturma sonucunda dava açılıp kişiye ceza verilirse güvenlik soruşturması da olumsuz sonuçlandırılır. Olumsuz işlem tesisi için kişiye hapis cezası verilmesi şart değildir. Mesela kişi yüz kızartıcı suçlardan olan terör örgütlerini öven bir paylaşımda bulunmuşsa ve yapmış olduğu paylaşımları kabul etmişse veya kabul etmemekle birlikte yargılama sonunda erteleme, seçenek yaptırımlara çevrilme gibi bir ceza almışsa olumsuz işlem tesisi mümkündür. Veya kişi hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması açılmamış, sadece idari soruşturma açılmış olabilir. Buda yeterlidir. Hatta adli-idari hiçbir soruşturma açılmamış olsa bile işlem tesis edilebilir. Buna bir engel yoktur. Ancak olumsuz işlemde devam eden soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılmışsa, soruşturma veya kovuşturma esnasında şüpheli veya sanıktan alınan ifadelerde suçun işlendiğine dair ikrar yoksa, soruşturma veya kovuşturmanın neticelenmesi beklenilmelidir. Bu aşamadan önce işlem tesis edilmemelidir.

Bazı tür suçlarda, mahkemece verilmiş bir ceza kararı bulunmasa bile devam eden soruşturma ve kovuşturmalarda güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılabileceğine dair polis mevzuatında birtakım hükümler bulunmaktadır.

1.5 İstihbarat Raporlarının Değerlendirilmesi

İstihbarat raporlarına Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin 4. maddesinde yer verilmiştir:

f) Arşiv araştırması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını,
g) Güvenlik soruşturması: Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesini,
j) İstihbarat: Çeşitli kaynak ve araçlardan elde edilen haberlerin sınıflandırılması, kaydı, kıymetlendirilmesi ve yorumlanmasından çıkarılan sonucu, ifade eder.’’

Şeklinde tanımlanmış, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak makamlar başlıklı 7. maddesinde de bizzat Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Milli İstihbarat Teşkilatına yetki verilmiştir.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu elde edilen bilgiler, rapor haline çoğunlukla Emniyet, Millî İstihbarat Teşkilâtı veya soruşturmayı yapan kurumlar tarafından getirilir. Bu raporlar kamu kurumunun kendi içerisinde oluşturmuş olduğu komisyona aday memur hakkında karar verilmek üzere gönderilir. Bu raporlar mahalli araştırmalar sonucunda elde edilmiş bilgilerse kişi hakkında doğrudan sonuç doğurmaz. Ancak somut tespitlere yer veriliyorsa ve sabıka kaydı gibi belgeyle ispatı mümkünse bu bazı şartlarda kişi hakkında olumsuz sonuç doğmasına yol açabilir.

Bu bilgileri soruşturmayı yapan kurum talep eder. Örneğin Üniversite personeli için Üniversite tarafından oluşturulmuş kurul, bu bilgileri kolluk güçlerinden talep edebilir. Yoksa üst düzey bazı kamu çalışanları dışında Millî İstihbarat Teşkilâtı veya Emniyet Müdürlüğü re ’sen bir kişi hakkında araştırma yapmaz. Üst düzey olmayan diğer kamu personelleri için yönergesi bulunan kurumlardan talep gelirse araştırma yapılır veya arşiv kaydına bakılır. Kişi halihazırda memursa ve gelen bilgiler olumsuzsa disiplin soruşturması başlatılır veya başka tür bir işlem yapılır.

İstihbarat birimleri tarafından temin edilen bilgiler bazen başlı başına işlem tesisi için yeterli olmayabilir. Örneğin kişi hakkında ‘’terör örgütü sempatizanıdır’’ şeklinde temin edilmiş bir bilgi tek başına işlem tesisi için yeterli değildir. Eğer bu beyanın altı bilgi ve belgeyle doldurulamıyorsa salt bu beyana dayanılarak olumsuz işlem tesis edilmemelidir. Kaldı ki bu tarz istihbari bilgilerde idarelerin işini kolaylaştırmak için daha somut ya da somutlaştırılabilir tespitlere yer verilmelidir. Örneğin ‘’x şahsı, şu günde yasadışı örgütün mitingine katılıp slogan atarak göz altına alındı’’ gibi. Bu durumda idarelerce ilgili birimlerden konu hakkında bilgi istenerek işlem tesis edilebilir. Aynı olay için sadece ‘’terör örgütü sempatizanıdır’’ demek çok soyut olmakla birlikte denetime de elverişli değildir. Başka bir örnekle açıklamak gerekirse asker ya da polis olmak isteyen bir kişi hakkında; ‘’x şahsı alkol bağımlısıdır’’ şeklindeki bir tespitte şahıs hakkında bilgi ve belge yoksa denetime elverişli değildir. Ayrıca böyle soyut tespitlerde çeşitli mercilerde bilgi ve belge bulunsa bile idarelerce bu bilgi ve belgeye ulaşamama, gözden kaçırma tehlikesi mevcuttur. Bu nedenle bu tarz bilgilerde, belge teminini kolaylaştırabilecek daha somut tespitlere yer verilmelidir. Örneğin ‘’x şahsı alkolün etkisiyle, şu tarihte bir kişiyi yaraladı veya başka bir adli olaya karıştı’’ şeklindeki bilgi daha somuttur ve denetime elverişlidir. Böyle bir durumda kamu görevlisinin veya adayın sabıka kaydına bakılarak veya devam eden soruşturması, davası varsa ona göre işlem tesis edilir. İlgili yerlerden bilgi temin edilirken de idarelere kolaylık sağlar. Bu beyanı destekleyecek somut bir bilgi veya belge yoksa şahıs hakkında olumsuz işlem tesis edilmemelidir.

1.6 Kişinin İçinde Bulunduğu Ortamın Değerlendirilmesi

Ortam değerlendirmesinde mütemadiyen kişinin kayıtlı ikamet adresi ile fiilen ikamet ettiği adresteki yaşam koşulları dikkate alınmaktadır. Bu kapsamda kişinin aile bireyleri, sosyal ortamı, geçmişte yaşadığı olaylar vb. gibi durumlar değerlendirilmektedir.

 Aile bireyleri veya diğer hususlar hakkında yapılan soyut iddialar dikkate alınmaz. Somut olaylar dikkate alınır. Örneğin uyuşturucu ticaretinden geçimini sağlayan bir ailede yaşayan kişinin güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Veya tüm aile bireyleri terör suçundan mahkûm olmuş birisi, atanacak kurumun önemine göre (Emniyet, Askeriye, MİT) kamu görevine alınmayabilir. Bu konuda yasalarda idarelere geniş takdir hakkı tanınmıştır. Uygulamada Mahkeme kararları arasında da farklılık bulunmaktadır. Kimi görüşe göre kişinin durumunun değerlendirilmesinde aile bireylerinin bir önemi bulunmamaktadır. Bu görüş sahipleri suçların ve cezaların şahsiliği, masumiyet karinesi gibi ilkelere dayanmaktadır. Diğer görüş sahiplerine göre ise aile bireylerinin durumu kişinin güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılabilmesi için yeterlidir. Diğer görüş sahipleri bu düşüncelerini iltisak kavramına dayandırmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus ortam değerlendirmesinin aile bireyleriyle sınırlı olarak yapılmaması gerektiğidir. Örneğin arkadaşlarıyla aynı evde kalan memur adayın, bulunduğu eve yapılan baskın sonucu kömürlükte 10 kg uyuşturucu ele geçirilmiş olsun. Bu durumu bile bile aynı evde kalmaya devam eden memur aday hakkında ortam değerlendirmesi olumsuz sonuçlandırılabilir.

Ortam değerlendirmesinde aile bireyleri hakkında temel alınacak ölçüt birinci derece aile bireyleridir. Birinci derece aile bireylerinin işledikleri her suç, kişinin güvenlik soruşturmasını olumsuz etkilemez. Aynı şekilde birinci derece olmayan, hala, dayı, teyze gibi akrabaların işledikleri hiçbir suç kişinin durumunu olumsuz etkilemez. İşlemde ceza soruşturması veya kovuşturmasına atıf yapılmışsa ve ikrarda yoksa aile bireyleri hakkında her suçtan değil, belli başlı bir takım ağır suçlardan dolayı mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza kararı bulunması gerekmektedir. Örneğin baba dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş, diğer kardeş taksirle trafiği tehlikeye sokma suçundan HAGB almış, abla mala zarar verme suçundan adli para cezasıyla cezalandırılmışsa bu durum ortam değerlendirmesinde dikkate alınmamalıdır. En az üç kişilik bir ailede, aile bireylerinden sadece birisi tarafından örneğin baba tarafından işlenen bir suç, çocuğun durumunu etkilemez. Çünkü ortam kriterini karşılamaz. Örneğin ‘’A’’ şahsının babası uyuşturucu ticaretinden kesinleşmiş bir ceza almış ise bu tek başına ‘A’nın kamu görevine girmesinin engellenmesi veya kamu görevinden çıkarılması sonucunu doğurmaz. Fakat ‘A’nın annesi ve babası örneğin uyuşturucu ticareti suçundan mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza ile cezalandırılmışlarsa bulunulan ortam olumsuz olarak değerlendirilerek güvenlik soruşturması sonuçlandırılabilir. Aynı şekilde tüm aile bireyleri uyuşturucu tarlası ekseler dahi kişi o ortamda yaşamıyorsa olumsuz işlem tesis edilmemelidir. Somut olayın özelliklerine göre değerlendirmek gerekir. Veya tam tersi kişi büyük bir aile ortamında yaşıyor olabilir. Örneğin amca, hala, dayı ve teyzesiyle birlikte yaşıyor olabilir. Bu minvalde amca, hala, dayı ve teyzenin durumu da ortam araştırmasında dikkate alınmalıdır. Benzer yönde Anayasa Mahkemesi kararları bulunmaktadır.

Bunun dışında ortam değerlendirmesinin olumsuz sonuçlandırılabilmesi için ortamda bulunan kişiler hakkında illa adli-idari soruşturma veya kovuşturma bulunmasına gerek yoktur. Örneğin işlemde terör örgütleriyle iltisaklı olunduğu bilgisine yer veriliyorsa bu durum diğer bilgi ve belgelerle ispatlanabilirse kişi hakkında olumsuz işlem tesis edilebilir. Mesela hakkında güvenlik soruşturması yapılan kişiyle birlikte, kişinin babası, annesi, abisi ve kardeşi 17, 25 Aralık sürecinden sonra tüm mal varlıklarını terör örgütünü destekleyen bir derneğe veya bankaya yatırmışlarsa o kişinin güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir.[5] Burada aile bireyleri hakkında ceza hukuku anlamında yapılmış bir işlem bulunmasına gerek yoktur. İdarelerce iltisak değerlendirmesi yapılarak olumsuz işlem tesis edilebilir.

Aynı şekilde ortam değerlendirmesinde olumsuz işlem tesisi için adli-idari soruşturma, kovuşturma veya iltisak dışında da bazı değerlendirmeler yapılabilir. Örneğin aile bireyleri sosyal medyada ahlak dışı paylaşımlarda bulunuyorlarsa, kişide aynı ortamda yaşamaya devam ediyorsa aile bireyleri hakkında soruşturma veya dava açılmasa bile bu durum ortam değerlendirmesinde dikkate alınabilir. Ama eğer işlemde ortam değerlendirmesiyle ilgili olarak aile bireyleri hakkında sadece adli-idari soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılıyorsa ve ikrarda yoksa olumsuz işlem tesisi için mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza kararı aranmalıdır.

Yine ortam değerlendirmesinde, aile bireyleri hakkında yapılan soruşturma veya kovuşturma sonucunda hapis cezası verilmesine de gerek yoktur. Örneğin yüz kızartıcı suçlarla ilgili olarak verilmiş bir cezanın ertelenmiş olması, para cezası vb. gibi cezalarda duruma göre ortam değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.

Ortam değerlendirilmesiyle ilgili olarak benim kişisel görüşüm; aile bireyleri hangi suçu işlerse işlesin, hatta isterse tüm aile bireyleri en ağır suçları işlemiş olsun, bu durumun soruşturma yapılan kişiyi etkilememesi gerektiğidir. Ayrıca aile bireyleri suç işlemiş bir kişiyi Devlette işe alarak, aileyi rehabilite etme, tekrar topluma kazandırma şansını da yakalamış oluruz. Kaldı ki bugün iki kardeşin, baba ile evladın, anne ile oğulun veya 40 yıllık eşlerin bile dünya görüşleri birbiriyle taban tabana zıt olabilmektedir. Ortam değerlendirmesinde kişi sadece kendi hakimiyet alanındaki eylem ve düşüncelerinden (ki bu düşüncelerin kişinin düşünce aleminden fiziksel dünyaya suç sayılabilecek veya kusurlu olarak kabul edilebilecek eylemlerle yansıması gerekir) sorumlu tutulmalıdır. Eğer böyle bir etki-tepki etkileşimi yoksa kimse başkalarının işlemiş olduğu bir eylemden dolayı sorumlu tutulmamalıdır. Nitekim herkes yal­nızca kendi işlediği suçtan sorumludur. Suçlu evlattan dolayı baba sorumlu tutula­maz, suçlu babadan dolayı evlat da sorum­lu tutulamaz (Veda Hutbesi). Günümüz hukuk öğretileri de bunu gerektirmektedir.

1.7 Güvenlik Soruşturmasında Nihai Karar Aşaması

Yönergesi olan kurumlar tarafından yaptırılan araştırma sonucu toplanan bilgi ve belgeler sonucunda kişi hakkında kamu görevine alınıp alınmayacağı veya sözleşmesinin feshedilip feshedilmeyeceği konusunda yapılan teklifler, mevzuatta yetki verilmiş kişinin onayına sunulur. Yetkili kişi onay verip vermemekte serbesttir. Ancak ret gerekçesini kararda belirtmelidir. Eğer onay verirse bu karara itiraz edilebilir. Ne var ki kişi bu aşamada güvenlik soruşturmasının neden olumsuz sonuçlandığı konusundaki bilgi ve belgelere vakıf olamayacağı için bu itiraz etkili bir itiraz olmaz. Bununla birlikte doğrudan dava açılırsa, mahkeme aşamasında bu bilgi, belgelere ulaşılabileceğinden doğrudan dava açılması daha etkili bir sonuç doğurur ve olumlu ya da olumsuz daha çabuk sonuca ulaşılır.

Nihai karara karşı açılabilecek davaları ve istenebilecek kalemlerin neler olduğunu ise aşağıda yer alan ‘’3.1 Güvenlik Soruşturmasında İptal Davası ve Tam Yargı Davası Açılmasının Şartları’’ başlığında ayrıntısıyla anlatmış bulunmaktayız.

1.8 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasında Dikkate Alınacak Diğer Hususlar

Bu husus Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin 11. maddesinde düzenlenmiştir:

 ‘’Madde 11 – Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam dikkate alınarak, kişinin kayıtlı ikamet adresi ile fiilen ikamet ettiği adres esas alınmak suretiyle;

a) Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip girmediği,
b) Genel kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat birimlerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında arama kaydı veya herhangi bir tahdidin olup olmadığı,
c) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakının bulunup bulunmadığı ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı,

ç) Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı,

d) Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel Devlet mensupları ve temsilcileriyle ilgili derecesinin iç yüzü ve nedeni, araştırılır.’’ şeklindedir.

Bu maddenin en fazla ihlale uğrama potansiyeli taşıyan bendi ‘’ç’’ bendidir. Çünkü sayma suretiyle belirtilen eylemler somut değildir. Örneğin alkol düşkünlüğü veya uyuşturucu bağımlılığı, mahkeme tarafından verilmiş bir kararla tespit edilebilirdi. Aynı şekilde kişinin paraya düşkünlüğü de icra takipleriyle ortaya çıkartılabilirdi. Ancak bir kişinin aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, tespit edilebilecek bir husus olmamakla birlikte mahkemelerce denetime de elverişli değildir. Bu bakımdan Yönetmeliğe daha somut kıstaslar konulması gerekirdi.

Aynı bentte yer alan uyuşturucu düzenlemesiyle ilgili olarak Mahkeme kararlarına yansıdığı şekliyle uyuşturucu bağımlılığında kişinin sonradan tedavi olmasının bir önemi yoktur. Geçmiş yaşamının herhangi bir köşesinde uyuşturucu kullanımını alışkanlık haline getirmiş bir kişi, tedavi olsa bile işin niteliğine göre kamu görevine alınmayabilir. Polis ve asker mevzuatında bu yönde düzenlemeler mevcuttur (bkz. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Fakülte ve Meslek Yüksekokulları Temin Yönetmeliğinin 8/i maddesi: ‘’ Fakülteye ve Meslek Yüksekokullarına müracaat edecek adaylarda aşağıdaki şartlar aranır: i) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak’’, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinin 8/2-j maddesi: ‘’ Yüksekokullara başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır: j) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak’’ vb. gibi).

Bu yönde mahkeme kararları da bulunmaktadır. Biz hem mevzuata hem de mahkeme kararlarına katılmıyoruz. Eğer kişi tedavi olmuşsa her türlü kamu görevine alınmalıdır. Kişinin iyileşme, tedavi olma ve topluma uyum sağlama hakkı elinden alınmamalıdır. Somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapmak gerekir. Bu nedenle memur olmayı düşünen birisi veya halihazırdaki bir memur, hayatı boyunca hiçbir şekilde uyuşturucu kullanmamalıdır.

Ayrıca bu maddeye dayanılarak olumsuz işlem tesis edilebilmesi için bahsi geçen eylemlerden en az birisinin dış dünyaya yansımış olması gerekir.[6]

1.9 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasının Kapsamı

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sadece kişi ile sınırlı olarak yapılmamaktadır. Bu araştırmanın içerisine kamu görevinin niteliğine göre bazen 1., bazen 2. ve bazen de 3. dereceye kadar akrabalar girebilmektedir.

 Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 7/11/2012 tarihli ve E.2008/426, K.2012/1766 sayılı kararı şöyledir:

‘’Askeri hizmetin niteliği, … , yapılacak güvenlik soruşturmasından olumlu sonuç almak biçimindeki koşul ve Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği birlikte değerlendirildiğinde, … alınacak öğrencilerin kendisi, annesi, babası veya kardeşleri yönünden de bilgi edinilmesini ve buna göre değerlendirme yapılmasını öngören dava konusu Silahı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği, yönergesinin Askeri Öğrenci Olmayı Engelleyen Sakıncalı Haller başlıklı 3. bölüm, 1. kısım, (d) maddesinin 9. fıkrasındaki düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmaktadır.’’ 

Şeklindedir. Yine aynı şekilde Anayasa Mahkemesi kararı: ‘’47. Somut olayda başvurucu hakkında yapılan ve başvurucunun ailesine ait bilgiler içeren güvenlik soruşturmasına istinaden sözleşmenin feshedilmesi işlemini Mahkemenin hukuka aykırı bulmadığı görülmektedir. Olayda başvurucunun karşı karşıya kaldığı söz konusu işlem millî güvenliğin sağlanması görevini yerine getirmeyi amaçlayan Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev alacak personelde birtakım özel koşulların aranmasının gerekmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda başvurucunun aile bireylerinin eylemlerinin başvurucunun kamu hizmetlerine girme hakkını etkileyecek biçimde değerlendirmeye alınmasının -ilgili kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında- hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı söylenemez.’’ şeklindedir. [7]

Anayasa Mahkemesi bu kararda yapmış olduğu değerlendirmeyle güvenlik soruşturmasının suç ve cezayla alakalı olmadığı, idari bir işlem olduğu gerekçesiyle yapılan araştırmanın suçların ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. [8] Eğer kişi geniş bir aile ortamında dayı, amca, hala, teyze ile birlikte oturmaktaysa bu kişiler hakkında da araştırma yapılabilir. Ama aynı ortamda yaşamıyorlarsa bu gibi akrabaların durumu soruşturma yapılan kişiyi hiçbir şekilde etkilememelidir.

Güvenlik soruşturması sadece Türkiye’de uygulanan bir yöntem değildir. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde de uygulanmaktadır. Örneğin Türkiye’de kamu görevine girecek kişiler hakkında yapılan güvenlik soruşturması yakın aile bireylerinin araştırılması ile sınırlıyken diğer Ülkelerin yaptığı araştırmalar (ABD merkezli CIA, FBI, PENTAGON gibi kuruluşlara eleman alımlarında) uzak aile bireylerini de kapsamaktadır. Yine aynı şekilde Ülkemizde yapılan araştırmalarda her ne kadar aile bireyleri de araştırtılıyorsa da üçüncü şahıslar hakkında yapılan bu araştırmalarda işlem gerekçesine göre idare ve ceza hukuku ilkelerine (disiplin cezasının kesinleşmesi, masumiyet, suç ve cezaların yasallığı vs.) riayet edilmelidir. Örneğin baba ve diğer kardeşler hakkında, eğer ikrarda yoksa, devam eden bir soruşturma veya kovuşturma olduğu gerekçesine dayanılarak olumsuz işlem tesis edilmemelidir. Eğer baba ve kardeşler hakkında ağırlık derecesine göre belirli suçlardan alınmış ve kesinleşmiş bir ceza kararı var ise o zaman ortam değerlendirmesi yapılıp işlem tesis edilmelidir. Yani aile bireylerinin katıldığı her olay güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olmamalıdır. Nitekim Ankara Bölge İdare Mahkemesi vermiş olduğu bir kararda;

‘’Dava; Jandarma Genel Komutanlığınca 2015 tarihinde ilan edilen aşçı kadrosu için açılan yazılı ve mülakat sınavı sonucunda başarılı olarak 1. asil sıfatıyla atanmaya hak kazanan davacı tarafından, sivil memurlar hakkındaki ilgili mevzuat gereğince hizmetinden istifa edilemeyeceğinden bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin… tarih ve … sayılı işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır…

…Dava dosyasının incelenmesinden; Jandarma Genel Komutanlığınca 2015 tarihinde ilan edilen aşçı kadrosu için açılan yazılı ve mülakat sınavı sonucunda başarılı olan davacı hakkında yapılan güvenlik soruşturmasında, yetkili kurumdan alınan bilgide, davacının kardeşinin “2016 yılı itibarıyla Ankara’da Paralel Devlet Yapılanması (PDY-PÖ) ile bağlantılı Üniversitede eğitim gördüğü” bilgisine ulaşıldığı, bu tespite dayalı olarak güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak değerlendirilmesi sonucunda, sivil memurlar hakkındaki ilgili mevzuat gereği hizmetinden sivil memur olarak istifade edilemeyeceğinden bahisle, başlatılan işlemlerin durdurularak atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği, bu işlemin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtilen hususlar gözetildiğinde, davalı idarenin aşçı alımı sırasında, başvuruda bulunan adayları sadece, terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup olmadığı yönünden değil, aynı zamanda, hem kendisinin, hem de kendisini etkileyebilecek yakın çevresinin, bu örgütlerle sıkı işbirliği içinde bulunup bulunmadığı, bunları destekleyip desteklemediği, sempatizanı olup olmadığı yönünden de titizlikle araştırması, bu yönde bir tespit olması halinde ise bunları teşkilatına kabul etmemesi gerektiği açıktır. Kamu görevlisi olmak isteyenlerle ilgili güvenlik araştırması yapılırken ulaşılan bilgi ve kanaatin; somut, güvenilir, teyit edilebilir nitelikte olması; tahmine, tasavvura ve önyargıya dayalı olmaması; aynı yöndeki kanaatin mümkün olduğunca farklı bilgi ve delillerle de desteklenmesi, bu inceleme ve değerlendirmenin hukuken denetlenebilir nitelikte olması gerekir. Aksi durumda soyut ve gerçek dışı ithamlarla bazı kişilerin önemli hak kayıplarına yol açılabileceği, bunun idarenin son derece haklı nedenlere dayalı güvenlik tedbirleri hakkında toplumda tereddütlere neden olabileceği, bu durumun ise en çok yine kendisi ile mücadele edilen yasa dışı mihraklarca istismar edilmesinin mümkün olduğu ortadadır.

Dava konusu işlemin dayalı olduğu güvenlik soruşturması sonucunda ilgili hakkında edinilen kardeşinin “2016 yılı itibarıyla Ankara’da Paralel Devlet Yapılanması (PDY-PÖ) ile bağlantılı üniversitede eğitim gördüğü” yönündeki bilgide bahsi geçen üniversitenin 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin 1/ç bendi uyarınca, “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiği için” 23/07/2016 tarihinde kapatıldığı tespit edilmiş ise de, söz konusu Vakıf Üniversitesinin 07/07/2009 tarihinde 5913 sayılı Kanunla kurulduğu ve kapatılıncaya kadar da gözetiminin, denetiminin, öğrenci seçiminin ve eğitim faaliyetlerinin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa tabi olarak yürütüldüğü açıktır. 

       Dolayısıyla bahse konu Üniversitenin kapatılma nedeni çerçevesinde, söz konusu Üniversite yönetimi ve kurucusu olan Vakfın hukuki durumu ile bu eğitim kurumunun yasal olarak faaliyetini sürdürdüğü gözetilerek merkezi seçme sınavında aldığı puana ve toplu tercih sistemine göre buraya kayıt yaptıran ve öğrenimine devam eden öğrencilerin hukuki durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiği için” kapatıldığı açık olan bu Üniversitede kayıtlı olan ve eğitim gören tüm öğrencilerin, başka hiç bir ek delil veya bilgi ile desteklenmeksizin doğrudan Fetullahçı Terör Örgütünün

(FETÖ/PDY) destekçisi ya da sempatizanı olduğu sonucuna ulaşılmasının, hukuki temeli olmayan bir genellemeye dayalı olduğu anlaşılmakla davalı idarenin güvenlik soruşturması ile hedeflediği amaca hizmet etmeyeceği tartışmasızdır. [9]  Şeklinde hüküm kurarak yerel mahkeme kararını kaldırmıştır.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında sadece kişi ve aile bireyleri hakkında tesis edilmiş olan cezai ve hukuki işlemlere bakılmaz. Kişi ve bulunduğu ortam işlem gerekçesine göre tüm yönleriyle araştırılmalıdır.

2. GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI HAKKINDA YASAL MEVZUAT

Güvenlik soruşturması en geniş tanımıyla Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Ancak yönetmelikte bu yetkiyi 4045 sayılı Kanunun 1. maddesinden almaktadır. Bu maddeye göre:

‘’Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Yine aynı şekilde 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin ‘’amaç’’ başlıklı 1. ve ‘’ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesi’’ başlıklı 10. maddesine göre:

‘’1-Bu Yönetmeliğin amacı; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımlarını belirlemek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel ile ilk defa veya yeniden kamu hizmeti ve görevlerine atanacaklar hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını düzenlemektir.’’, ‘’10Gerekli görülen hallerde ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesini isteyebilirler.’’ hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemeye göre güvenlik soruşturmasının her ne kadar kamu görevine ilk kez atanacaklara münhasır olarak yapılabileceği düşünülse de 4045 sayılı kaynak Kanunun 1. maddesi, 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesine ve 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 48/8. maddeye eklenen düzenlemeye göre: ‘’Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak.’’ hükmü ve Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin 10. maddesinde bulunan: ‘’Gerekli görülen hallerde ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesini isteyebilirler.’’ düzenlemesi gereğince kamuya atanacak her kamu görevlisi hakkında veya halihazırda kamu görevi yürüten her personelle ilgili olarak güvenlik soruşturması yapılabilmektedir.

Yine 667 sayılı kanun Hükmünde Kararnamenin 4/d maddesine göre: ‘’11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi personel, Yükseköğretim Kurulu Başkanının teklifi üzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla kamu görevinden çıkarılır’’, 4/e maddesine göre: ‘’Mahalli idareler personeli, valinin başkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerine İçişleri Bakanının onayıyla kamu görevinden çıkarılır,’’ düzenlemesinde Devlet memurları ve üniversite personeli hakkında yapılan güvenlik soruşturmaları sonucu terör örgütleriyle iltisakı tespit edilenler ile diğer nedenlerden dolayı kamu görevinde bulunmaları sakıncalı olanlar kamu görevinden çıkarılmışlardır. Bu çıkarma işleminin dayanağı ise Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin ‘’Değerlendirme’’ başlıklı 15. maddesidir. İlgili maddeye göre:

‘’Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla gerektiğinde kişinin gizlilik dereceli birim, kısım ve gizlilik dereceli yerler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatları, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalıştırılıp çalıştırılmamaları, yer değiştirerek bu görevlere devam edip etmemeleri ile 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında belirtilen şartları taşıyıp taşımadığı gibi hususları incelemek ve sonucunu sorumlu amirin takdirine sunmak üzere; bakanlıklarda görevlendirilecek bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst amirin, üniversitelerde rektörün, illerde valinin başkanlığında, personel birim amiri, hukuk müşaviri ve varsa güvenlik işlerinden sorumlu birim amirinden oluşan değerlendirme komisyonu kurulur. Cumhurbaşkanlığında kurulacak Değerlendirme Komisyonu İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin başkanlığında belirlenecek genel müdürlerin katılımıyla oluşur. Türk Silahlı Kuvvetlerinde ise bu Komisyonun oluşumu kendi yönergeleri ile belirlenir. Değerlendirme Komisyonunun çalışma tutanakları ve kararları gizlidir.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Yine bu maddeye göre kamu kurumları, güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanan bir kişiyi kamu görevinden çıkarabileceği ve birtakım farklı işlemler yapabileceği gibi yerini de değiştirebilir. Yer değiştirme işlemi kesin delil bulunmamakla birlikte, hakkında olumsuz kanaat oluşan kişilere yönelik olarak yapılır.

2.1 Güvenlik Soruşturmasında Süre

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının hangi sürelerde yapılacağı hususu ise aynı yönetmeliğin ‘’Yöntem’’ başlıklı 12/c. maddesinde düzenlenmiştir: ‘’Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması taleplerinin ilgili makama ulaşmasından itibaren arşiv araştırması sonuçları en geç 30 iş günü, güvenlik soruşturması sonuçları en geç 60 iş günü içinde cevaplandırılır. Soruşturma ve araştırma sonucunu içeren bilgi ve belgeler ilgilinin işlemini yapan makamlardaki dosyasında asgari “gizli” gizlilik derecesinde aidiyet konusuna göre fiziki ve/veya elektronik ortamda muhafaza edilir.’’ şeklindedir.

Uygulamada girilecek işin niteliğine göre bu süreler uzayabilmektedir.

2.2 Güvenlik Soruşturmasında Terör Örgütleriyle İltisaklı Olma Kavramının Değerlendirilmesi

İltisak kavramı ilişkili olma anlamında kullanılmaktadır. Terör örgütleriyle iltisaklı olma bakımından güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılabilmesi için kişi hakkında illa adli-idari soruşturma veya kovuşturma bulunmasına gerek yoktur. Aynı şekilde kişi hakkında mahkeme tarafından verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza hükmüne de gerek yoktur. Çünkü idare hukukundaki ‘’iltisak’’ kavramı ceza hukukunun örgüt suçları bölümünde düzenlenmiş olan ‘’üyelik’’ kavramından oldukça farklıdır. Örneğin bir kişi terör örgütüyle iltisaklı olabilir fakat örgüt üyesi olmayabilir. Veya örgütle iltisaklı olduğu halde TCK anlamında bir suç işlememiş olabilir. Aynı şey ortam değerlendirmesinde, kişinin aile bireyleri içinde geçerlidir. Ancak idari işlemde iltisakla ilgili olarak adli-idari soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılmışsa, iltisak durumu bu soruşturma veya dava sonucuna göre belirlenmelidir. Artık burada da işlem tesisi için dosyadaki ifadeler değerlendirilmeli, aksi halde soruşturma veya mahkeme kararının kesinleşmesi beklenmelidir. Ayrıca temel hak ve hürriyetler bakımından iltisak kavramı keyfi uygulamalara yol açacak şekilde geniş yorumlanmamalıdır.

2.3 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasının Anayasal Durumu

Anayasanın ‘’Özel hayatın gizliliği’’ başlığını taşıyan 20. maddesine göre: ‘’Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.’’, Anayasanın temel hak ve Hürriyetleri düzenleyen 13. maddesine göre ise: ‘’Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.’’ hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre yukarıdaki hakka ancak Kanunla sınırlama getirilebilir denildiğine ve güvenlik soruşturması ile arşiv araştırması hakkında da gerek 4045 sayılı, gerek 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ve gerekse 657 sayılı kanunlarda hükümler bulunduğuna göre yasallık şartı sağlanmıştır. Yasallık unsurunun yanında kamu görevine girecek kişiler hakkında yapılan araştırmaların Anayasal ilkelere uygun olduğuna yönelik mahkeme kararları bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi güvenlik soruşturmasıyla ilgili vermiş olduğu bir kararda:

‘’Söz konusu işlem milli güvenliğin sağlanması görevini yerine getirmeyi amaçlayan Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev alacak personelde birtakım özel koşulların aranmasının gerekmesiyle ortaya çıkmıştır. 

Bu kapsamda başvurucunun aile bireylerinin eylemlerinin başvurucunun kamu hizmetlerine girme hakkını etkileyecek biçimde değerlendirmeye alınmasının -ilgili kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında- hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı söylenemez.’’ Şeklinde hüküm kurmuştur. [10]

Kaldı ki Anayasanın ‘’Çalışma ve sözleşme hürriyeti’’ başlıklı 48. maddesine göre: ‘’Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.’’ yine aynı şekilde ‘’Hizmete girme’’ başlıklı 70. maddesine göre: ‘’Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.’’ hükümleri temel hak ve hürriyetler arasında sayılmamıştır. Yine diğer bir sorunsa güvenlik soruşturmasının hakkın özüne dokunup dokunmadığı, özel hayatın gizliliğine ve ölçülülük ilkelerine aykırı olup olmadığı sorunudur.

2.3.1 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasının Öze Dokunma Yasağı, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Ölçülülük İlkeleri Açısından Değerlendirilmesi

Bu konuda Anayasa Mahkemesinde görülen davada: Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığında istihbarat uzmanı olarak görev yaptığı sırada Müsteşarlık tarafından evlenmesine izin verilmeyen kadınla gizli şekilde evlendiği ve yurt dışında görev yaptığı sırada yürüttüğü faaliyetler konusundaki hatalı davranışlarını zamanında Müsteşarlık makamına bildirmediği konusunda hakkında açılan disiplin soruşturması sonucunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına (önceki adıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı) uzman kadrosuna atanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi yapmış olduğu değerlendirmede;

‘’50. Özel hayat “özel bir sosyal hayat” sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31). AİHM kararlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel hayat” kavramı dışında tutulamayacağı belirtilmektedir. Özel hayata dair hususların belli bir meslek için değerlendirme kriteri olarak alınması durumunda mesleki hayat ile özel hayatın iç içe geçtiği söylenebilir. Dolayısıyla mesleki hayat, kişinin diğerleriyle etkileşim alanını oluşturduğundan kamusal alanda dahi olsa özel hayat kapsamında ele alınabilir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini ve yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini etkilediği ölçüde Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 62; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 31; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Özpınar/Türkiye, 5; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29; Ferniındez Martinez/İspanya [BD], B. No 56030/07, 12/6/2014, § 109).

  1. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayata saygı hakkına yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, § 4 7).
  2. Somut olayda, MİT Müsteşarlığı tarafından evlenmesine izin verilmeyen kişiyle evlenmiş olması, istihbarat uzmanı görevine son verilerek başka kuruma atanması işlemine dayanak alındığından başvurucunun çalışma hayatını etkilediği anlaşılmış olup bu şekilde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.
  3. Bu kapsamda başvurucunun özel ve aile hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Anılan Kanun hükümlerinin MİT personeline yönelik düzenlemelere ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama koşulları ve usûli ayrıntıları düzenleyici işlemlere bıraktığı anlaşılmıştır. Söz konusu Kanun hükümleri çerçevesinde çıkarılan Yönetmeliğin ise, MİT personelinin gerek görevine ilişkin ve gerekse özel hayatında uyması gerekli koşullar bakımından yeterli açıklıkta hükümler içerdiği, başvurucu açısından yeterli derecede ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda söz konusu düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
  4. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmenin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari makamların ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır. 73. Milli güvenliğin sağlanması meşru amacına yönelik olarak devletin demokratik toplumda zorunluluk çerçevesinde acil sosyal ihtiyacı belirlemek ve milli güvenliği koruma araçlarını seçmek hususunda takdir yetkisi oldukça geniştir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Leander veç, B. No: 9248/81, 26/3/1987, § 59, 60).’’

Şeklinde tespitlere yer veren Mahkeme, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.[11]

İşbu karar ve yukarıdaki diğer bilgiler ışığında birçok gelişmiş Ülke tarafından da yapılan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasının; ‘’Öze Dokunma Yasağı’’, ‘’Özel Hayatın Gizliliğini İhlal’’, ‘’Ölçülülük İlkesi’’ ve Anayasadaki diğer ilkelere aykırı olmadığı sonucuna ulaşılabilir.

Buradaki sorun güvenlik soruşturmasının Anayasaya uygunluğu değil, kişi hakkında kesin delil niteliğinde olmayan, örneğin sadece mahalli araştırma sonucu elde edilen ve kanaat oluşturabilecek nitelikte bilgilerle yapılan işlemlerde karşımıza çıkmaktadır. Çünkü böyle durumlarda da belli kıstaslar aranmaktadır. İşte bu kıstaslara uyulmadan yapılan işlemler sorun oluşturmaktadır. Ancak bu tür işlemlere karşı yargı yolu açık olduğundan bu işlemler denetlenerek iptal edilebilmektedirler.

Bu konudaki bir diğer sorunsa yetki sorunudur. 4045 sayılı ‘Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli İle Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1/2. maddesi: ‘’Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.’’ hükmüyle bu konuda düzenleme yapma yetkisini Bakanlar Kuruluna bıraktığı ve Anayasanın ‘’Yasama yetkisi’’ başlıklı 7. maddesi ‘’Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.’’  hükmüne yer verdiği için bu düzenlemeyi yasamanın devredilmezliği ilkesine aykırı bulan görüşlerde mevcuttur. Ancak Anayasa Mahkemesinin atıf yoluyla bu Kanunun Anayasaya uygun olduğuna dair kararları da bulunmaktadır. [12]

Bir diğer sorun ise güvenlik soruşturması yapılırken sadece kişiyi araştırmak yerine ortam araştırması kapsamında aile bireylerinin incelenmesinin suç ve cezaların şahsiliği ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı sorunudur. Örneğin bir kişinin aynı ortamda yaşadığı birden fazla aile bireyinin işlediği bir suçtan dolayı kamu görevine girme hakkının elinden alınması konusunda Anayasa Mahkemesi yapmış olduğu değerlendirmede; aile bireyleri ile ilgili olarak yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olmadığına karar vermiştir:

‘’40. Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi’nin feshedilmesinin ceza hukuku bağlamında bir “ceza” olmadığı açıktır. Öte yandan başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesinin idare hukuku anlamında da bir ceza biçiminde nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 

Zira başvurucunun sözleşmesi hukuk düzenince hukuka aykırı kabul edilen bir fiili nedeniyle değil sözleşmeli er olabilme koşullarından birini sağlamadığının sonradan anlaşılması üzerine feshedilmiştir. Dolayısıyla gerek ceza hukuku gerekse idare hukuku anlamında ceza olarak nitelenemeyecek “sözleşmeli er sözleşmesinin feshine ilişkin işlem”in Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında “suç isnadı”na bağlı bir ceza olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.’’ [13]

Burada dikkat edilmesi gereken husus kişi hakkındaki güvenlik soruşturmasının bulunduğu ortam nedeniyle olumsuz sonuçlandırılabilmesi için işlemde, eğer ikrarları da yoksa aile bireyleri hakkında devam eden soruşturma veya davaya atıf yapılamayacağı, mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir cezaya veya ceza hukuku dışında bir nedenle ortam değerlendirmesi yapılmışsa bu hususlara ilişkin somut bilgi ve belgelere atıf yapılabileceğidir. Daha önce değindiğimiz üzere biz bu görüşe katılmıyoruz. Çünkü her ne kadar aile bireyleri hakkında yapılan araştırma, Anayasa Mahkemesince suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı görülmüyor olsa da başkalarının fiilinden sorumlu tutulmak, tarafımızca hukukun bilinen hiçbir ilkesine uygun görülmemektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi her ne kadar kamu görevine alınmamayı bir cezalandırma saymayıp, idare hukuku işlemi olarak görse de bazen işsiz bir insanın kamu görevine alınmaması, o insanı idam etmekten daha ağır sonuçlar doğurabilir.

2.3.2 Cezaların Şahsiliği İlkesi Bakımından Değerlendirme

Anayasanın 38. maddesinin 7. fıkrasına göre: ‘’Ceza sorumluluğu şahsidir.’’, Yine aynı şekilde Türk Ceza Kanunu’nun ‘’Ceza sorumluluğunun şahsiliği” başlıklı 20/1. maddesine göre: ‘’Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.’’ şeklindedir.

Daha önce değindiğimiz üzere Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sadece kişi ile ilgili olarak yapılmamaktadır. Bu araştırma aile bireyleri hakkında da yapılabilmektedir. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararlarda güvenlik soruşturmasının idari bir soruşturma olduğu, cezai bir soruşturma olmadığı gerekçesiyle kişinin aile bireyleri hakkında yapılan araştırmaların Anayasaya aykırı olmadığına hükmetmiştir. Bu durumda da işlemde aile bireyleri hakkında soruşturma veya kovuşturmaya atıf yapılıyorsa, ikrarda yoksa bu sefer kişinin aile bireyleri hakkında mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza bulunup bulunmadığı, bu mahkeme kararının kişinin ilgili kamu görevini yürütmesine engel olup olmadığı sorunsalıyla karşılaşılır. Bu çok ayrıksı bir durumdur ve çok istisnai durumlarda uygulanmalıdır. Örneğin tüm aile bireyleri dolandırıcılıktan hüküm giymiş bir kişinin polis olamayacağı yönünde tesis edilmiş olan işlemi, mahkemeler iptal etmemiştir.

Anayasa Mahkemesi her ne kadar güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda tesis edilen işlemin bir cezalandırma olmadığına atıf yapıp, kamu görevine alınma işlemini özel hukuk ilişkisine yaklaştırmış olsa da eğer olumsuz idari işlemin tek dayanağı adli-idari soruşturma veya kovuşturmaysa burada artık özel hukuk ilişkisinden bahsedilemez. İkrarda yoksa devam eden soruşturma veya kovuşturma nedeniyle olumsuz işlem tesis edilmemeli, mutlaka mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza kararı aranmalıdır. Eğer kişi mahkûmiyet dışında bir ceza almışsa buna göre işlem tesis edilmelidir. Bu konuda polis mevzuatında farklı düzenlemeler bulunmaktadır.

2.3.3 Masumiyet Karinesi Bakımından Değerlendirme

Masumiyet karinesi kısaca kişi hakkında devam eden bir ceza davası bulunsa bile bu karar kesinleşmeden o kişiye suçlu gözüyle bakılamamasını ifade eder. Anayasanın 38/4. maddesine göre ise: ‘’Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’’ hükmü yer almaktadır. Bu maddeye göre hakkında işlediği iddia edilen suçtan dolayı mahkemece verilmiş bir cezası bulunmayan herkes kamu görevine girebilmelidir. Örneğin bir kişi hakkında devam eden soruşturma veya dava gerekçe gösterilerek, istisnalar dışında o kişi hakkındaki güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılmamalıdır.

Bu karine kişi hakkında verilen kararın Yargıtay aşamasından geçip kesinleşmesini de kapsar. Yerel mahkeme tarafından kişi hakkında hırsız olduğu gerekçesiyle ceza verilse dahi bu onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Çünkü kişinin üst yargı mercilerine başvurarak aklanma hakkı vardır ve Masumiyet Karinesi hükmen sabit olmakla ortadan kalkan bir haktır, mutlak haklardandır ve önceden feragat etmekle de geçersiz olmayan haklardandır.[14] Bir başka deyişle önceden feragat edilemez bir haktır. İşlem gerekçesinde sadece devam eden soruşturma veya dava bulunduğu tespitine yer verilmiş ise olumsuz işlem tesis edilmemelidir.

İlerisinde değineceğimiz üzere Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinde aksi yönde Masumiyet Karinesine aykırı düzenlemelerde mevcuttur.

Ancak hemen belirtmeliyiz ki yargı kararlarına göre güvenlik soruşturması idari bir tasarruftur. Her güvenlik soruşturmasında mutlaka masumiyet karinesinin aranmasına gerek yoktur. Örneğin kişi alkole düşkün olduğunu beyan etmiş ve tedavi kurumuna başvurduğu esnada da asker ya da polis olarak kamu görevine girmeyi talep etmişse güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Bunun için illa alkolün etkisindeyken suç işlemesine gerek yoktur. Çünkü mevzuatın aradığı, hakkın da soruşturma yapılan kişinin alkol bağımlılığı bulunup bulunmadığıdır. Ancak aksi yönde yasal düzenlemeler ve mahkeme kararları bulunsa da kanaatimizce tedavi olduktan sonra kişinin kamu görevine girmesine engel olunmamalıdır. Ortam değerlendirmesi vb. kriterler bakımından da aynı şey geçerlidir. Her güvenlik soruşturması adli-idari soruşturma veya kovuşturma kriterine bağlı değildir. Örneğin kişi uyuşturucu partisi yaptığı konusunda sosyal medyada haftada bir paylaşım yapıyorsa bu kişi hakkında adli-idari soruşturma veya kovuşturma açılmamış olsa bile güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Bizim kastettiğimiz eğer güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması işlemindeki tek kriter adli-idari soruşturma veya kovuşturmaysa ve kişinin bu süreçte ikrarı yoksa, bu durumda mutlaka ceza hukuku ilkelerine uyulmalıdır. Eğer soruşturma veya kovuşturma devam ediyor ise veya kişi HAGB vb. gibi bir ceza almışsa ayrıksı durumlar dışında olumsuz işlem tesis edilmemelidir.

2.4 Güvenlik Soruşturmasında Rıza

Uygulamada kamu kurumları memur adaylarına güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması halinde hiçbir hak talep edilmeyeceğine dair önceden taahhütname imzalatmaktadırlar. Fakat imzalatılan bu taahhütnamelerin hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır. Çünkü böyle bir taahhütname kişinin aklanma yani adil yargılanma hakkına aykırı olduğu için hem Anayasaya hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Kaldı ki temel hak ve özgürlüklerden önceden vazgeçildiğine dair verilen rıza geçerli değildir.

Örneğin yaşam hakkı, özel hayatın gizliliği, adil yargılanma hakkı vb. gibi haklardan feragat edilemez. İşte güvenlik soruşturması da bu ve benzeri haklarla ilgili olduğu için olumsuz işlem sonrası hak talep edilmeyeceğine ilişkin verilen rıza geçerli değildir.

3. GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASININ YARGISAL DENETİMİ

Anayasa madde 125’e göre: ‘’İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.’’ hükmü gereği idare tarafından gerçekleştirilen her türlü eylem ve işlem bazı istisnalar dışında yargı denetimine tabidir. Bu nedenle güvenlik soruşturması sonucu hakkında olumsuz işlem tesis edilen herkes dava yoluna başvurabilir. Bu kapsamda bu işlemlere karşı iptal ve tam yargı davası açılabilir.

3.1 Güvenlik Soruşturmasında İptal Davası ve Tam Yargı Davası Açılmasının Şartları

Daha önce belirttiğimiz gibi yetkili kişi tarafından onaylanan olumsuz işleme karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde doğrudan iptal davası açabileceği gibi iptal davasıyla birlikte tam yargı davası da açılabilir. Önce iptal davası açılıp şayet kazanılırsa sonradan tam yargı davası da açılabilir. Davada istenebilecek kalemler ise şunlardır; işlemin iptali, yoksun kalınan mali hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve tazminattır. Açılacak davada işlemin yürütmesinin durdurulmasının istenilmesi de dosyanın çabuk sonuçlandırılması bakımından önemlidir.

Yürütmenin durdurulmasıyla ilgili olarak verilen kararlara karşı 7 gün içerisinde istinaf mahkemesine itiraz edilebilir. Nihai kararlara karşı ise yine kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde istinafa başvurulabilir.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu tesis edilen işlemlerin yargısal denetimi iptal ve tam yargı davasıyla sağlanabilir. Bundan başka açılan davalarda işlemin yargısal denetimi yapılırken özellikle ceza hukuku kaynaklı işlemlerde birçok farklı durumla karşılaşılabilmektedir. Mesela bir kişinin adam öldürmeden sabıkası varsa o kişinin güvenlik soruşturması otomatik olarak olumsuz sonuçlandırılabilir. Ama bazı kesin olmayan, idarelerin taktir hakkı kullanmasının gerektiği durumlarda vardır. Örneğin HAGB, devam eden soruşturma veya kovuşturma, adli para cezası vb. gibi hallerde tesis edilen işlemlerde idarelerce ve mahkemelerce ne tür bir karar verilmelidir? Yasada ki düzenlemeler ışığında bu durumları tek tek ele alacak olursak;

3.2 Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Memur Olmaya Engel mi?

Ceza Muhakemesi Kanunu 231. maddesine göre: ‘’Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl (2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır.  

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Kimi hukukçulara göre HAGB bir ceza türüdür, kimine göre değildir. Uygulamada hakkında verilen cezanın açıklanması geri bırakılan sanığa suçluymuş gözüyle bakılır ama bu son derece yanlış bir düşüncedir. Kanaatimizce hükmün açıklanmasının geri bırakılması bir ceza türü değildir. Çünkü karar olağan (istinaf-temyiz) ve olağanüstü (Kanun yararına bozma) yollarından geçmemiştir. Anayasanın 38/4. maddesinde bulunan ‘’Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’’ hükmüne göre hakkında kesinleşmiş bir ceza bulunmadıkça herkes masumdur.

HAGB’de hüküm açıklanmadığına ve istinaf, temyiz incelemesinden geçmeyen karar üst merci tarafından denetlenmediğine göre HAGB kurumu bir ceza türü değildir. Zaten denetimli süre vukuatsız geçirildiğinde kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukukî sonuç doğurmayacağı Kanunda düzenlenmiştir. [15]

Uygulamada adli sicil kaydı sorgulaması sonucu hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla cezası olduğuna dair sabıka kaydı bulunan bir kişinin güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmaktadır. Ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında verilen cezanın ertelenmesi, paraya çevrilmesi gibi durumlarda ne tür bir yol izlenmelidir, bu konuya değinmekte fayda var. Şöyle ki; uygulamada bu gibi durumlarda birçok emsal yargı kararı bulunmasına rağmen idareler güvenlik soruşturmalarını olumsuz sonuçlandırmaktadırlar.  Emsal bir kararda, Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca 2013 tarihinde gerçekleştirilen sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacı tarafından, arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle atamasının onaylanmamasına ilişkin işlem ile bu işleme yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Ankara 13. İdare Mahkemesi; davacının Bafra Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucunda 2 ay 15 gün hapis cezası aldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, gerek işlediği suçun niteliğinin 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde öngörülen suçlardan olması, gerekse, anılan Yönetmelik’te öngörülen arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması koşulunu taşımadığı gerekçesiyle ret kararı vermiş, bu karar Danıştay tarafından bozulmuştur. Kararın gerekçesinde:

‘’Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade ettiği Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinde açıkça belirtilmiş olup, buna göre sanığın suçluluğu sabit olmakla birlikte Kanunda öngörülen denetimli serbestlik tedbirlerine uygun davranılması ve öngörülen diğer koşulların varlığı halinde suç hiç işlenmemiş gibi kabul edileceği açıktır.

Öte yandan, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 6. maddesinin 1. beninde; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askerî savcılık tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği hükme bağlanmıştır. 

Bu durumda; hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı karşısında, sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacının, 2802 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi ile Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 6/19. maddesi uyarınca davalı idarece yapılan arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahsedilemeyeceğinden, dava konusu arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahisle atamasının onaylanmamasına ilişkin işlem ile bu işleme yaptığı itirazın reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen Mahkeme kararında da hukuki isabet bulunmamaktadır.’’

Şeklinde hüküm kurulmuştur.[16] Yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesinin güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması için yeterli bir gerekçe olmadığına karar verilmiştir. Ancak HAGB durumunda da kamu görevine girmeye engel durumlar oluşabilir. Uzman Erbaş Kanununun 12/b maddesine göre: ‘’Verilen ceza, ertelense, seçenek yaptırımlara çevrilse, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilse veya affa uğrasa dahi; Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, cürüm tasni, ırza geçmek, sarkıntılık, kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik, gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçlarından dolayı mahkûm olanların, …sözleşmeleri feshedilir.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.  Uzman Erbaş Kanununda bu durum sınırlı sayıda olmasına rağmen Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinin 8/h-1. maddesinde: ‘’Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,’’ düzenlemesine yer verilmek suretiyle Anayasaya aykırı olarak daha sınırlayıcı hükümler konulmuştur. Aslında Uzman Erbaş Kanunundaki HAGB ile ilgili sınırlayıcı hükümlerde Anayasaya uygun değildir ama Kamu görevinin niteliği gereği o kişinin işe alınıp alınmaması noktasında idarelere takdir hakkı tanındığına dair Anayasa Mahkemesi kararları bulunmaktadır. Oysa Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğindeki HAGB ile ilgili düzenlemelerde bazı suç türlerine yönelik ayrım yapıldığı gibi hem memurun eşi, işin içine katılmış hem de ek olarak ‘’1 yıl veya daha fazla süre’’ kriteri konulmuştur. 364 gün ceza alıp hükmünün açıklanması geri bırakılanla, 365 gün ceza alıp hükmünün açıklanması geri bırakılan arasında nasıl bir ayrım yapılmıştır, anlamak mümkün değildir. Bu düzenlemenin amacı da Ceza Kanunumuzdaki birtakım müesseseler gibi fail-i meçhul kalmıştır. Örneğin İnfaz Sistemimiz açısından bir kişiyi öldürenle, yüz kişiyi öldüren arasında hiçbir fark yoktur.[17] İkisi de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alır ve ortalama 25-30 yıl süreyle hapis yatıp çıkarlar. Bahsi geçen yönetmelikte de böyle anlamsız hükümler bulunmaktadır. Eş için bazı kriterler konulması yapılan işin niteliği gereği zorunludur ancak HAGB ile ilgili bir düzenlemede ‘’1 yıl veya daha fazla’’ kriterinin hem memur veya memur adayı için hem de eş için aranması başlı başına hatalı bir düzenlemedir.

Kişi hakkında verilmiş olan HAGB, istisnalar dışında genel olarak kamu görevine alınmada göz ardı edilmelidir. Ancak tamamen göz ardı etmekte mümkün değildir. Örneğin asker ya da polis olmak isteyen kişi basit yaralamadan HAGB almış olabilir. Ne var ki yargılama sırasında vermiş olduğu ifadeler bağlayıcıdır. Örneğin: ‘’ben her akşam içerim, o günde içkinin etkisindeyken karıma iki tokat attım’’ tarzındaki bir açıklama sonucu yapılan yargılamada, HAGB kararı verilmiş olabilir ama kişinin alkole düşkün birisi olduğu ortaya çıkmış olacağından o kişinin güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Böyle ayrıksı bir durumda farzımuhal kişi yaralamadan beraat etse (örnek olayımızda beraat edemez) veya daha farklı basit bir ceza alsa dahi ifadeleri bağlayıcı olacağından olumsuz işlem tesis edilebilir. Ama burada dikkat edilmesi gereken husus, tesis edilen işlemin gerekçesidir. Eğer işlem yaralama nedeniyle verilen HAGB’den dolayı gerçekleşmişse iptal edilmelidir. Alkolle ilgili ikrardan dolayı tesis edilmiş ise işlem iptal edilmemelidir.

3.3 Cezanın Ertelenmesi, Seçenek Yaptırımlara Çevrilmesi veya Affa Uğraması Memur Olmaya Engel mi?

Bu durum bazı suç türleri için (yüz kızartıcı suçlar vb. gibi) erteleme, seçenek yaptırımlara çevirme veya affa uğramada olduğu gibi hem askeri mevzuatta hem polis mevzuatında hem de sivil mevzuatta memur olmaya engel haller arasında sayılmıştır. Bu ayrıksı durumlarda eylem sabit olduğu için olumsuz işlem tesisinde herhangi bir sakınca yoktur. Ancak basit yaralama, hakaret, şikâyete tabi suçlar ve şikâyete tabi olmayan bazı basit suçlarda erteleme, seçenek yaptırımlara çevirme veya affa uğrama durumlarında olumsuz işlem tesis edilmemelidir.

Ayrıca mevzuatta güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması ile ilgili veya halihazırdaki memurların görevine son verilmesi ile ilgili başka kıstaslarda bulunmaktadır. Ancak bu konularda işlem tesisinde hata yapma riski düşük olduğu için biz bunlara değinmeyeceğiz. Örneğin; Uzman Erbaş Kanunu 12/2-c maddesine göre: ‘’Taksirli suçlar hariç olmak üzere diğer suçlardan adlî veya askerî mahkemeler tarafından otuz günden daha fazla süreli hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanların… sözleşmeleri feshedilir.’’ düzenlemesindeki açık hüküm gereği otuz günden fazla hürriyeti bağlayıcı ceza alan görev başındaki bir askerin sözleşmesi feshedilir. Bu tür işlemlerde hata yapma riski oldukça azdır. Çünkü Kanun açıktır. Bu nedenle bu tür konulara değinmeyeceğiz.

3.4 Devam Eden Soruşturma Memur olmaya Engel mi?

Bir kişi hakkında suç işlediği iddiasıyla soruşturma açılabilir. Devam etmekte olan soruşturmanın olması HAGB kurumuna göre daha hafif bir durumdur. Çünkü HAGB kurumunda kişinin yargılaması yapılmış ve kesinleşmese de bir karar verilmiştir.

Oysa devam etmekte olan soruşturma da ortada henüz bir karar yoktur ve sadece iddia vardır. Bu nedenle HAGB kurumu bazı suçlarda memuriyete engel değilse devam etmekte olan bir soruşturma bulunmasının evleviyetle memurluğa engel olmaması gerekirdi. Ancak uygulamada idarelerin farklı kararları bulunmaktadır.

Devam etmekte olan bir soruşturması bulunduğu gerekçesiyle ataması iptal edilen zabıt kâtibi tarafından açılan davada Diyarbakır 3. İdare Mahkemesin vermiş olduğu ret kararı temyiz incelemesinde onandıktan sonra karar düzeltme aşamasında bozulmuştur. Dava 06.02.2011 tarihinde yapılan sözleşmeli zabıt katipliği sınavını kazanarak Diyarbakır Adliyesi Sözleşmeli Zabıt Katipliğine atanan davacı tarafından, hakkında Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyasında bilişim sistemine girmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle soruşturma yapıldığının tespit edildiği, bu nedenle arşiv araştırması olumsuz olduğundan bahisle atamasının iptal edildiği, bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

Yerel Mahkemenin idareyi haklı bularak ret kararı verdiği, Danıştay’ın yerel Mahkeme kararını onayıp, sonraki aşamada düzeltilmesine karar verdiği davada; ‘’Davacı hakkında Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyasında bilişim sistemine girmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle soruşturma yapıldığı, ancak söz konusu isnada ilişkin olarak hakkında henüz bir dava açılmadığı, dolayısıyla bu konuda yargılaması ve mahkumiyeti bulunmadığı anlaşıldığından, arşiv araştırmasının olumsuz olmasına neden olacak bir durumu bulunmayan davacının bu sebeple atamasının iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararında da hukuki isabet bulunmamaktadır.’’ şeklinde hüküm kurmuştur.

Buradan çıkarılacak sonuç; devam eden soruşturmalarda istisnalar dışında (ikrar vb.) şahıs hakkındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandırılmaması gerektiğidir.

Kaldı ki devam eden soruşturma gerekçe gösterilerek güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması masumiyet karinesine de aykırıdır. Ancak yine askeri mevzuatta bazı suçlar dışında bu durum sözleşme fesih gerekçesi olarak sayılmazken Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinde Anayasaya aykırı hükümler bulunmaktadır. Şöyle ki ilgili Yönetmeliğin  8/ğ ve 8/h-2. maddelerinde: ‘’8/ğ – Adayın kendisinin ve evli ise eşinin; genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve benzeri yerlerde çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üretmek ve satmaktan veya kumar, uyuşturucu veya uyarıcı madde nedeniyle, hakkında herhangi bir adlî veya idarî soruşturma veya kovuşturma devam ediyor olmamak, bunlardan dolayı idarî yaptırım uygulanmamak veya bu işler nedeniyle hüküm giymemiş olmak.’’‘’8/h-2 – Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak.’’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Burada Yönetmelikle idareye kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olarak yargılama yetkisi verilmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde mevcut düzenlemenin masumiyet karinesine de aykırı olduğu şüphesizdir. Hatta ilgili düzenleme adli soruşturma ve kovuşturmadan ayrıksı olarak idari soruşturmayı da olumsuz işlem tesisi için yeterli görmüştür. Bu düzenleme her yönden Anayasaya açıkça aykırılık teşkil etmekte olup, her türlü suiistimale de açık bir düzenlemedir. Çünkü bir zamanlar FETÖ/PDY yapılanmasının kendinden olmayanları pasifize etmek için sıklıkla bu tür yöntemlere başvurdukları bilinmektedir. Örneğin kamu görevine girmesini istemediğimiz bir kişi hakkında idari soruşturma başlattığımız zaman o kişinin kamu görevine girmesi imkansızdır. Ancak aklandıktan sonra o kişi kamu görevine dönebilir. Fakat aklanma süreci uzun süreceğinden, kişinin yaşadığı maddi ve manevi zorlukların telafisi olanaksızdır. Hele birde kişi aklansa bile geri dönmek için dava açmayabilir. Bu yüzden bu tür soruşturmalarda maksimum dikkat gösterilmeli, hiçbir hata yapılmamalıdır. Bu bakımdan mevcut mevzuat derhal düzeltilmelidir.

Bununla birlikte devam eden soruşturmalar başlı başına göz ardı edilmemelidir. Örneğin devam eden bir soruşturmada askeriyede, emniyette veya mitte istihdam edilmek isteyen bir kişi uyuşturucu kullanmayı alışkanlık haline getirdiğini beyan etmişse o kişi hakkında olumsuz işlem tesis edilebilir. Çünkü olayımızda mevzuatın aradığı uyuşturucuyu alışkanlık haline getirmeme kriteri sağlanamamıştır. Bunun için soruşturma açılmasına da gerek yoktur. Kişi bir sağlık kuruluşuna tedavi için başvurmuşsa ve aynı zamanda kamu görevine girme talebinde bulunmuşsa bu aşamada memurluğa alınmayabilir. Dikkat edilmesi gereken husus güvenlik soruşturması idari bir soruşturmadır. Her koşulda ceza hukuku ilkelerinin aranmasına gerek yoktur. Anayasa Mahkemesinin güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılmasının bir ceza olmadığı yönündeki kararının temel dayanağı da budur. Ancak işlem gerekçesinde mümkün olduğunca somut verilerle birlikte doğrudan uyuşturucu bağımlılığına atıf yapılmalıdır.

3.5 Devam Eden Ceza Davası Memur Olmaya Engel mi?

İdari bir işlem türü olan güvenlik soruşturmasında girilecek kamu görevinin niteliğine göre kişinin yakın ve yerine göre uzak derecede akrabalarının araştırılmasının her ne kadar suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği Anayasa mahkemesi kararlarıyla ilke sellik kazanmış olsa da devam eden soruşturma ve davalar gerekçe gösterilerek tesis edilen olumsuz işlemlerde masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği hususu Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ilke sellik kazanmıştır. Zira Danıştay vermiş olduğu bir kararda;

‘’…Dava, İstanbul Anadolu İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı tarafından yapılan sözleşmeli zabıt katipliği sınavında başarılı olan davacının yapılan arşiv araştırması sonucu hakkında devam etmekte olan ceza davası bulunduğundan bahisle atanmasının yapılmamasına ilişkin

29.07.2013 tarih ve 1389201331 sayılı Komisyon kararının ve dayanağı bila tarih ve 32992892 sayılı Adalet Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılmıştır… 

…Davacının beraatine hükmedilen ve kesinleşen ceza davası dolayısıyla sabit olmayan eylemlerinin niteliğine ilişkin olarak bir değerlendirme yapılamayacağı gibi, memuriyete girme hakkı bakımından hakkında ceza davası bulunan bir kişi ile hakkında ceza davası bulunmayan bir kişi arasında ayrım gözetilemeyeceği gibi, kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden ikincisinin ilkine tercih edilmesi de hukuken korunan bir yaklaşım değildir… 

…Bu durumda, davacının memuriyete engel oluşturacak nitelikte bir fiilinin bulunmaması, arşiv araştırması sonucunun olumsuz olarak değerlendirilmesini haklı kılabilecek hukuken kabul edilebilir başkaca bir tespit de bulunmaması karşısında, davacının arşiv araştırması sonucunun olumlu olmadığından bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığından davanın reddi yolunda verilen temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir…’’ şeklinde hüküm kurmuştur.[18] Anayasanın ilgili hükümlerine göre ise:

‘’ VII. Yasama yetkisi

Madde 7 – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.  

VIII. Yürütme yetkisi ve görevi

Madde 8 – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.  

IX. Yargı yetkisi

Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.’’ şeklinde yasama, yürütme ve yargı erklerini kesin çizgilerle ayırmıştır.

Danıştay’ın vermiş olduğu bu karar; yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrı olması gerektiğini benimseyen Kuvvetler ayrılığı ilkesine de paralellik göstermektedir. Zira güvenlik soruşturması konusunda nihai karar veren kurumlar tarafından, olumsuz işlemin tek gerekçesi olarak (eğer ikrarda yoksa) devam eden soruşturma veya davalar gösterilemez. Aksi takdirde; böyle bir gerekçeyle güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması, hem kişinin masumiyet karinesine aykırılık teşkil edecektir, hem de bu soruşturmayı yapan yürütmenin bir uzantısı olan makam tarafından yargı yetkisi gasp edilmiş olacaktır.

Gerçekten de devam eden soruşturma veya davalar sonucunda kişi beraatta edebilir. Veya hakkında verilen hüküm ertelenebileceği gibi açıklanması geride bırakılabilir. Bu nedenle idarelerce mahkemelerin yerine geçip, kişi hakkında devam etmekte olan soruşturma veya kovuşturma hakkında peşin hüküm kurarak güvenlik soruşturmasını olumsuz sonuçlandırmak, yukarıda bahsetmiş olduğumuz Anayasadaki kuvvetler ayrılığı ilkesine ve masumiyet karinesine de aykırıdır. Hatta bu yönde yapılacak olan yasal düzenlemelerde Anayasaya aykırılık teşkil edecektir.

Ceza davalarının idari veya hukuki davaların aksine kesinleşmesi de gerekeceğinden uzun süre devam edebileceği göz önünde bulundurulduğunda uygulamada bu durumda olan kişiler memuriyete alınmalı hakkında devam etmekte olan ceza davası olumsuz sonuçlanırsa meslekten ihraç edilmeli veya sözleşmesi feshedilmelidir. Aksi durumda devam eden soruşturma veya kovuşturma nedeniyle kamu görevinden ihraç edilen bir kişi aklandığında her halükârda geri dönebilir ancak bu durumda, Devlet ödeyeceği maddi ve manevi tazminat için fazladan birde faiz ödemek zorunda kalacaktır. Ancak bu durumda kişi hakkında görevden uzaklaştırma kararı alınabilir.

Ceza veya idari soruşturmaların tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğiyle ilgili yaptığımız açıklamalar devam eden davalar içinde geçerlidir.

3.6 Devam Eden Hukuk Davası Memur Olmaya Engel mi?

Bu durum Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğinin 11/ç. maddesinde yer alan; ‘’Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı,’’ maddesinde sayılmış olan ‘’paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine’’ düşkünlük hususunda dikkate alınabilmektedir. Örneğin aşırı derecede yüksek miktarlarda borçlanılması nedeniyle hakkında icra veya iflas takibi yapılan bir kişinin güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılabilir. Burada icra veya iflas takibi aleyhine itiraz edilmemiş olması veya dava (iptal davası, menfi tespit davası vb. gibi dava) açılmamış olması gerekir. Böyle bir dava varsa bu davanın sonucunu beklemek gerekir. Benzer şekilde yüksek miktarda açılmış olan alacak davasını kaybeden kişi hakkındaki mahkeme kararı da kesinleşmiş ve cebri icra/iflas yoluyla tahsil edilememişse kişi kamu görevine alınmayabilir. Buradaki püf noktası ise mahkeme kararı kesinleşmeden icraya veya iflas takibine konulması halinde o kişi hakkında olumsuz işlem tesis edilemeyeceğidir. Borçlanan kişi halihazırda memur olarak görev yapmakta ise, borçlarından dolayı başlatılan takipler nedeniyle hakkında disiplin soruşturması açılabilir.

3.7 Alkol ve Uyuşturucu Kullanmak Memur Olmaya Engel mi?

İster alışkanlık haline getirilsin ister bir kez kullanılmış olsun göreve yansıtılmadıktan sonra alkol kullanmak genel hizmetler sınıfı ile birtakım hizmet sınıflarında istihdam edilmek isteyen memurlar için herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Çünkü ne 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda ne yönetmeliklerde nede kurumların çıkarmış olduğu yönergelerde özel hayatta alkol kullanma ile ilgili olarak doğrudan düzenleme mevcut değildir. Alkol kullanımının göreve yansıması halinde işlem tesis edilmektedir. Zaten 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u görevi başındaki memur için işe sarhoş olarak gelmeyi ‘’Kademe ilerlemesinin durdurulması’’ cezasını gerektiren fiiller arasında saydığına, Güvenlik soruşturması ve Arşiv Yönetmeliği 11/ç maddesi göreve yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmamayı aradığına göre özel hayatta alkol kullanımı güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılabilmesi için geçerli bir neden değildir. Halihazırdaki memurlar içinde özel hayatta alkol kullanımına yönelik bir düzenleme yoktur. Alkollü işe gelmek gibi dolaylı olarak düzenlemeler mevcuttur. Kanaatimizce özel hayatta alkol kullanımının alışkanlık haline getirilmesine yönelik olarak mevzuatın güvenlik soruşturmasıyla ilgili bölümlerinde ve disiplin hükümleri bölümlerinde düzenleme yapılması yerinde olur. Zira genel idari hizmetler sınıfı ile birtakım diğer hizmet sınıflarında çalışan ve en az polis, asker ve mit kadar kritik görevler yürüten Devlet memurları bulunmaktadır. Zaten özel hayatta alkol kullanımı alışkanlık haline getirilmişse o kişinin bir takım münferit suçlar işlemesi kaçınılmazdır.

Şunu da unutmamak gerekir; kişi ister bir kez alkol kullansın isterse alkol kullanmayı alışkanlık haline getirsin, örneğin alkollü araç sürüp trafiği tehlikeye sokmaktan veya kazaya sebebiyet vermekten yargılandığı ceza davasında TCK 53 kapsamında bir ceza alırsa, bu durum sabıka kayıtlarında görüleceğinden güvenlik soruşturması da olumsuz sonuçlandırılabilir. TCK 53. madde tüm suçlar bakımından memur olmaya engel bir düzenlemedir.

657’deki mevcut düzenlemeler kapsamında halihazırdaki memur, göreve sarhoş gelmişse ‘’Kademe ilerlemesinin durdurulması’’ cezası alabilir. Yine dolaylı bir şekilde kişi özel hayatında içki içip çevreyi rahatsız etmişse veya trafik kazası yapmışsa bu eylemler yerine göre ‘’Kınama’’ cezasını gerektiren ‘’Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,’’ fiili kapsamında, alkolün etkisindeyken birden fazla kere trafik kazası yapmışsa veya daha vahim olaylara karışmışsa, bu eylemler ise ‘’Memurluktan Çıkarma’’ cezasını gerektiren ‘’Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’’ fiili kapsamında değerlendirilebilir. Yine Güvenlik Soruşturması Yönetmeliğindeki düzenleme nedeniyle kişi aday memurken göreve yansıyacak şekilde alkol kullanmayı alışkanlık haline getirmişse kamu görevine alınmayabilir. Ancak bu durum genel hizmetler sınıfı ile birtakım diğer hizmet sınıflarındaki memurlar için geçerlidir.

Emniyet, Mit hizmetleri sınıfı ile birtakım diğer hizmet sınıflarındaki memurlar ve memur adayları için durum farklılık arz etmektedir. Zira örneğin Asker, Polis ve MİT mevzuatında farklı düzenlemeler mevcuttur. Eğer alkol kullanımı alışkanlık haline getirilmiş ve tedavi tedbirine başvurulmuş ve veya daha önce alkolden dolayı tedavi olunmuş ise bu durum göreve yansıtılmamış olsa bile asker, polis, istihbarat personeli olmak isteyen kişi için güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılması sebebidir. Çünkü bu konuda hem askeri mevzuatta hem polis mevzuatında hem de mit mevzuatında doğrudan düzenlemeler mevcuttur (bkz. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Fakülte ve Meslek Yüksekokulları Temin Yönetmeliğinin 8/i maddesi, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinin 8/2-j maddesi vb. gibi). Aynı şey uyuşturucu kullanımı içinde geçerlidir.

Yalnız uyuşturucu kullanımını alışkanlık haline getirmek fiili genel hizmetler sınıfı da dahil olmak üzere tüm hizmet sınıflarında çalışan memurlar için yerine göre ihracı gerektiren bir eylemdir. Bu eylem memur adayı olan kişiler tarafından işlenmiş ise güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılmasına sebep olur. Olumsuz işlem tesisi için alkol veya uyuşturucu kullanımının alışkanlık haline getirilmesi eyleminin dış dünyaya yansımış olması gerekir.[19]

4. SONUÇ VE ÖNERİLER

Sonuç olarak güvenlik soruşturması özellikle 15 Temmuz sürecinde gerçekleştirilen menfur darbe girişimi sonrasında Ülkemizin kozmopolit yapısı ve jeopolitik konumu da dikkate alındığında her kamu personeli veya memur adayı hakkında yapılması gereken önemli bir prosedür halini almıştır. Ancak bu prosedür gerçekleştirilirken hukuk kurallarına da riayet etmek gerekir.

Bugün binlerce personel hakkında güvenlik soruşturması yapılmakta ve binlerce işlem tesis edilmektedir. Bu işlemlerin bir kısmı olumlu bir kısmı da olumsuz olarak tesis edilmektedir. İdareler tarafından hatalı bir işlemde tesis edilebilir. Bu süreçte kişi ve ailesi Devlete küsmemelidir. Zira yapılan yanlış bir olumsuz işlem mahkemeler tarafından iptal edilecektir. Ancak dava açılmaması da mümkündür. Hakkında her olumsuz işlem tesis edilen kişi dava açacak diye bir kaide yok. Kişi işlemin haksızlığı konusunda hataya düşüp dava açmayabilir veya süreyi kaçırabilir. Hiç şüphesiz ki bu daha büyük bir hak kaybına neden olur.

İşte bu tür ihlallerin önüne geçebilmek için özellikle güvenlik soruşturmasını yapan kurumlara ceza hukukunun temel ilkeleri ve Anayasal ilkeler konusunda eğitim verilmeli ve bu eğitimlerden sonra bu kurumlara temel hak ve hürriyetlerin yorumlanması konusunda geniş takdir hakkı tanınmalıdır. Ayrıca soruşturma sonrası nihai karar verici pozisyonunda olan komisyonlara, işin mutfağında bulunan Avukatlarda mutlaka dahil edilmelidir. Halihazırda Avukat bulunan komisyonlarda ise Avukatlara daha çok söz hakkı tanınmalıdır. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Devletin üzerinde titizlikle durması gereken en önemli faaliyettir. Çünkü yapılacak en ufak bir hata geri dönüşü, ancak dava açılması halinde yargı kararıyla mümkün olabilecek sonuçlara yol açabilmektedir.

En nihayetinde Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik yapısı düşünüldüğünde doğudan batıya, kuzeyden güneye her coğrafyada dostlarımız olduğu gibi, düşmanlarımızda bulunmaktadır. Böylesi bir coğrafyada her an bin bir çeşit saldırı tehdidi altında bulunduğumuz gözetildiğinde (ki hepsiyle baş edebilecek güçteyiz) ve özellikle güvenlik alanında istihdam edilecek her personele azami ihtiyaç duyduğumuzdan, maksimum titizlikle minimum hata yapma lüksümüz dahi yoktur.

Güvenlik soruşturması yaparken, maksimum titizlik gösterip, hiçbir hata yapmamalıyız. Çünkü en ufak bir yanlışta kişi ve kişinin ailesi Devlete küsecek ve kısa vadede tekrar topluma kazandırılmaları mümkün olmayacaktır. Buda özellikle iltisak gibi konularda yapılan hatalarda istenmeden de olsa terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmek olacak, uzun vadede ülke istikrarına zarar verecektir.

5. KAYNAKLAR

[1] Leander – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İsveç Kararı, 26.3.1987 tarihli, Série A nº 116     

[2] Mustafa POLAT, Bilişim suçları nelerdir, siber suçlar ihbar ve şikâyet, (https://www.hukuk.net/makale/bilisim-suclari-nelerdir-siber-suclar-ihbar-ve-sikayet.html) Erişim Tarihi: 03/03/2019

[3] Mustafa Polat, ‘’Twitter, İnstagram, Facebook ve İnternetteki Büyük Tehlike’’, (https://www.hukuk.net/makale/twitter-instagram-facebook-ve-internetteki-buyuk-tehlike.html) Erişim Tarihi: 24/11/2018

[4] Polat, ‘’Twitter, İnstagram, Facebook ve İnternetteki Büyük Tehlike’’, (https://www.hukuk.net/makale/twitter-instagram-facebook-ve-internetteki-buyuk-tehlike.html) Erişim Tarihi: 24/11/2018

[5] Mustafa Polat, ‘’17 ve 25 Aralık Savcılarına Suç Duyurusu 01.01.2014’’, (https://www.hukuk.net/basinda-biz/17-ve-25-aralik-savcilarina-suc-duyurusu-01-01-2014.html) Erişim Tarihi: 24/11/2018

[6] Mustafa Polat, ‘’Suçun dış dünyaya yansıması karinesi ve faili meçhul suçlar’’, (https://www.hukuk.net/makale/sucun-dis-dunyaya-yansimasi-karinesi-ve-faili-mechul-suclar.html) Erişim Tarihi 17/12/2018

[7] Anayasa Mahkemesinin 24/01/2018 tarih, 2014/16941 Başvuru numaralı kararı, Anayasa.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[8] Mustafa Polat, ‘’Suç ve Cezaların Şahsiliği İlkesi’’,  (https://www.hukuk.net/makale/sucunsahsiligiilkesicezaninsahsiligiilkesi.html) Erişim Tarihi: 02/07/2018  

[9] Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Dava Dairesi kararı, (http://kadimhukuk.com.tr/makale/guvenlik-sorusturmasi-dershane-okul-ve-yurt-sebebiyle-olumsuz-cikanlar-hk-emsal-karar/48) Erişim Tarihi: 29/06/2018

[10] Anayasa Mahkemesinin 24/01/2018 tarih, 2014/16941 Başvuru numaralı kararı, Anayasa.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[11] Anayasa Mahkemesinin 21/9/2016 tarih, 2014/8203 Başvuru numaralı kararı, Anayasa.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[12] Anayasa Mahkemesinin 24/01/2018 tarih, 2014/16941 Başvuru numaralı kararının 16. Maddesi, Anayasa.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[13] Anayasa Mahkemesinin 24/01/2018 tarih, 2014/16941 Başvuru numaralı kararı, Anayasa.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[14] Mustafa Polat, ‘’Masumiyet Karinesi’’, (https://www.hukuk.net/makale/masumiyetkarinesi.html) Erişim Tarihi: 02/07/2018

[15] Mustafa Polat, ‘’Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Nedir’’, (https://www.hukuk.net/makale/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-nedir.html) Erişim Tarihi: 29/06/2018

[16] Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2015/3186 E. 2015/5513 K., danistay.gov.tr Erişim Tarihi 02/07/2018

[17] Mustafa Polat, ‘’İdam Cezası’’, (https://www.hukuk.net/makale/idam-cezasi.html) Erişim Tarihi: 24/11/2018

[18] DANIŞTAY On ikinci Daire Esas No:2015/1008, Karar No: 2015/4473,

(https://www.memurlar.net/haber/566946/devam-eden-ceza-davasi-var-diye-atama-yapilmayabilir-mi.html) Erişim Tarihi 02/07/2018

[19] Polat, ‘’Suçun dış dünyaya yansıması karinesi ve faili meçhul suçlar’’, (https://www.hukuk.net/makale/sucun-dis-dunyaya-yansimasi-karinesi-ve-faili-mechul-suclar.html)  Erişim Tarihi 17/12/2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.